Encıls
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Solculuğa hevesli olduklarını söyleyen bir grup hazırlık öğrencisi bizimle takılmaya başlamıştı. Bir gün her nasılsa, “Neden sosyalizm?” konulu bir konuşma başladı. Herkes kendince bir şeyler anlatmaya başladı ve söz, o ana kadar hiç konuşmayan bıyıkları yeni terlemeye başlamış bir delikanlıya geldi.
“Sosyalizm bence neden çok iyi bir şeydir?” diye soruyu tekrarladı ergen. Sanki bu soruyu hiç düşünmemiş gibiydi. Kendine biraz zaman tanıdı ve konuşmaya başladı: “Çünkü, kapitalizme bakarsanız hep bir erkek vardır ama sosyalizmde Marks ve hanımı Encıls elele vermişler, fakirlere yardım etmişler, beraber bir sürü kitap yazmışlar. Hatta Encıls tek başına da kitap yazmış. Bence bu çok güzel.”
Hepimiz birbirimize baktık. Acaba bu oğlan bizi mi kafalıyordu? Bizi kafalıyor olmasını tercih ederdik ama hiç de böyle bir hali yoktu. Aramızdan biri trollemek istedi:
“Peki o zaman soyadları neden aynı değil?”
Ergen bunu da hiç düşünmemiş gibiydi ama biraz düşünürse bu soruya da bir açıklama getirebileceğine dair bir inanca kapılmıştı. On saniye düşünmek yetti ve yanıtı yapıştırdı:
“O zaman daha soyadı kanunu çıkmamıştı ki…”
***
Genç insanlar acımasız olur. Biri saçmalar veya hata yaparsa herkes alay eder. Alaycılık bir oranda savunma mekanizmasıdır: Ne kadar alaycı bir genç olursan, senle alay edilmesini o kadar engellersin.
Ayağımıza bir ömür kolay kolay gelemeyecek türden bir top gelmiş. Bunu doksana çakmaz mıyız? Hepimiz kahkahalarla gülüp, bu cahil ötesi oğlanla dalga geçmez miyiz?
Ama öyle yapmadık. Sanki bir ses telepatiyle hepimize emir vermiş gibi, bu sözleri duymazdan geldik. Sadece biz değil, o oğlanın yaşıtları da gülmedi, kimse bir densizlik yapmadı.
O kadar safça konuşmuştu ki, şu an onunla alay etsek sonsuza dek aramızdan uzaklaşabilir, hatta utancını gizlemek için solcu düşmanı bir faşiste dönüşebilirdi. Ona bunu yapamazdık. En yaşlımız yirmi yaşındaydı ama hepimiz bilgece bir suskunluğu tercih ettik.
Christopher Nolan’ın son filmi The Odyssey ilaç gibi geldi. Gitgide manyaklaşan bir dünyadan bunalmış biz faniler sinemaya koşup bu kahramanlık destanını izlemek için sıraya giriyoruz. Çok mutluyuz, çok umutluyuz, sırada beklerken birbirimizle şakalaşıyoruz. Tam o sırada saçı sakalına karışmış topal bir ihtiyar bize acıyarak bakarak yanımızdan geçiyor. Kim bu moruk? Şurada bir sinema keyfimiz var, bizi niye böyle........
