menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Dünya Kupası biraz ‘mış gibi’ bir organizasyon”

26 0
20.06.2026

Dünya Kupası, uzun yıllardır siyasetin, ekonominin, medyanın ve kültürel temsil mücadelelerinin iç içe geçtiği küresel bir organizasyon.

Milyarlarca insanın takip ettiği bu dev organizasyon, bir yandan farklı ülkeleri ve toplumları ortak bir heyecanda buluştururken, diğer yandan ev sahibi ülkelerin politikalarından uluslararası güç ilişkilerine birçok başlığı da gündeme taşıyor.

2026 Dünya Kupası da daha başlamadan yaşanan gelişmeler nedeniyle bu tartışmaların merkezine yerleşti. Turnuva öncesinde farklı ülkelerden spor insanlarının karşılaştığı engeller, sınır politikalarının organizasyona yansımaları ve FIFA ile ev sahibi ülkeler arasındaki sorumluluk tartışmaları, futbolun günümüzdeki konumuna ilişkin soruları yeniden görünür kıldı. Bunun yanında yayın politikalarına ve reklam uygulamaları başlıkları futbolun giderek daha büyük bir endüstrinin parçası haline geldiğine yönelik eleştirileri de güçlendirdi.

Bütün bunlara rağmen Dünya Kupası, çekim gücünü korumayı sürdürüyor. Her dört yılda bir kurulan bu büyük sahne, milyonlarca insan için hayallerin, aidiyetlerin, ulusal kimliklerin ve kolektif hafızanın yeniden üretildiği bir alan işlevi görüyor.

Marmara Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Safter Elmas ile Dünya Kupası'nın günümüzdeki anlamını ve turnuva etrafında büyüyen tartışmaları konuştuk.

“Dünyanın bir aylığına daha güzel bir yer olduğu fikri üretiliyor”

Dünya Kupası başladı ancak daha başlamadan birçok skandalla gündeme geldi. İran takımının konaklaması, Somalili bir hakemin ülkeye alınmaması, Iraklı bir futbolcunun saatlerce sorgulanması vs. gibi olaylar yaşandı. Oldukça sıra dışı bir tabloyla karşı karşıyayız. FIFA Başkanı ise bu eleştirilere yanıt verirken sorumluluğu ABD hükümetine işaret ediyor. ABD'nin uluslararası siyasette uyguladığı orman kanunlarının futbola da yansıdığını mı görüyoruz?

Bugün ABD'nin bu süreçte izlediği politika bana şaşırtıcı gelmiyor. Özellikle Trump'ın ikinci dönemiyle birlikte spor, siyaset ve kültürel yaşam alanlarında bu yönde adımlar atılacağına dair işaretler seçimlerden önce de vardı. Bu yaklaşımın bugün farklı coğrafyalarda ve uluslararası organizasyonlarda kendini göstermeye çalıştığını görüyoruz. Faşizan ve otoriter özellikler taşıyan bu tutumun dünya basını tarafından görmezden gelinmesi de mümkün değil. İran söz konusu olduğunda ise ABD'nin nerede olursa olsun benzer bir çizgi izlediğini görüyoruz. En azından kendi içinde tutarlı bir politika söz konusu.

Dünya Kupası'nın anlamına baktığımızda, ben bu tür organizasyonları biraz "mış gibi" etkinlikler olarak değerlendiriyorum. Bu yalnızca futbol için değil, Olimpiyatlar için de geçerli. Dört yılda bir dünyanın bir aylığına daha güzel bir yer olduğu fikri üretiliyor. Ancak bu söylemin artık eskisi kadar ikna edici olduğunu düşünmüyorum. Buna rağmen toplumların daha fazla itiraz geliştirdiğini de görüyoruz. Bu nedenle turnuvalar sırasında ortaya çıkan tartışmalar ve gündemler önemli. O yüzden ABD'nin bu turnuvadaki tutumu benim açımdan sürpriz değil. Hatta ilerleyen süreçte daha ağır örneklerle karşılaşabiliriz. Özellikle finale doğru Trump'ın sahneye çıkıp politik mesajlar vermesi şaşırtıcı olmaz. Bu mesajların ırkçı bir içerik taşıması ya da düşman olarak gördüğü ülkelere yönelik bir meydan okuma içermesi de olasılık dahilinde. Çünkü Dünya Kupası, dünyanın en çok takip edilen organizasyonlarından biri. En düşük gelir grubundan en yüksek gelir grubuna kadar milyonlarca insan bu turnuvaya özel bir ilgi ve heyecan duyuyor.

Bir diğer önemli nokta ise ABD, Kanada ve Meksika'nın birlikte ev sahipliği yapıyor olması. Bu durum kendi içinde bazı çelişkiler barındırıyor. Çünkü yıllardır devam eden sınır ve göç tartışmaları var ve bunlar spora da yansıyor. Buradaki sınır yalnızca coğrafi değil; aynı zamanda kültürel ayrımların da belirginleştiği bir hat. Bu nedenle toplumsal düzeyde de çeşitli gerilimlerden söz etmek mümkün. Turnuva boyunca ülkeler arasındaki geçişlerde benzer sorunların yaşanması da şaşırtıcı olmayacaktır. Bu noktada hem FIFA yönetiminin hem de özellikle Kanada ve Meksika'nın, turnuva sonrasında ABD'nin politikalarına daha açık tepkiler vereceğini düşünüyorum. Çünkü şu an bu organizasyonun "patronu” ABD konumunda.

“Ek mola konulması yeni bir fikir değil”

Dünya Kupası'nın başlamasıyla birlikte yeni kurallar da gündeme geldi. Teknik düzenlemelerin yanı sıra turnuva boyunca uygulanan su molaları dikkat çekiyor. İlk ve ikinci yarıların ortasında verilen bu molaların kalıcı bir kurala dönüşüp dönüşmeyeceği henüz net değil. Özellikle yüksek sıcaklıklar nedeniyle futbolcuların zorlandığı ve sağlık açısından önlem alınması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Ancak kamuoyundaki asıl tartışma, bu molaların yayıncılar ve sponsorlar açısından yeni bir reklam alanına dönüşmesi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kamuoyunda yükselen tepkileri ve su molalarının reklam alanına dönüşmesini endüstriyel futbolun geldiği nokta açısından nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında burası işin en kritik noktası. Olimpiyatlar ve Dünya Kupaları, spor dünyasının en büyük yatırımlarının yapıldığı organizasyonlar. Ancak bu organizasyonlar kimi zaman ev sahibi ülkeler için ciddi ekonomik yükler de yaratabiliyor. Bu konuda Jürgen Klopp'un........

© Bianet