Çocuklar, tavşanlar, tazılar: Tavşan İmparatorluğu
Yönetmenliğini Seyfettin Tokmak’ın üstlendiği ve 6 Mart’ta vizyona giren Tavşan İmparatorluğu, devletin sağladığı maddi imkânlardan yararlanabilmek için babası Beko tarafından engelli taklidi yapmaya zorlanan 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesini merkezine alıyor.
Musa’nın yolu, doğasından koparılarak tazı yarışlarında yem olarak kullanılan yaban tavşanlarıyla kesişirken, film de bu karşılaşma üzerinden hem çocuklar hem de hayvanlar üzerindeki tahakkümü sert; ama deyim yerindeyse masalsı bir dille tartışmaya açıyor.
Filmin başrollerinde Alpay Kaya, Sermet Yeşil, Kubilay Tunçer, Perla Palamutçuoğulları ve Emrullah Çakay yer alırken, görüntü yönetmenliğinde Claudia Becceril Bulos, sanat yönetmenliğinde Tora Aghabayova, kurguda Vladimir Gojun ve müziklerde Erkan Oğur imzası bulunuyor.
Ulusal sinemada kendine özgü bir çizgi oluşturarak son yıllarda nadiren karşılaştığımız heyecan verici yapımlar arasına şimdiden giren filmi, yönetmeni Seyfettin Tokmak ile konuştuk.
36. Ankara Film Festivali, ödüllerle sona erdi
Duygular ve kırılganlıklar
Musa ve akranlarının hikâyesi oldukça çarpıcı. Bu karakteri yaratırken çıkış noktanız neydi? Gerçek bir hikâyeden mi ilham aldınız?
Bu hikâyeyi doğrudan gerçek bir olaydan, haberden ya da spesifik bir vakadan yola çıkarak kurmadım. Daha çok çocuklara dair yaptığım çalışmaların birikiminden doğdu. Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde yaşayan çocukların maruz kaldıkları çaresizlikleri, görünmez kılınışlarını ve ihmal edilişlerini düşünerek bu dünyayı tasarladım.
Benim için çıkış noktası, çocukların nasıl yok sayıldıkları ve nasıl mağdur edildikleriydi. Musa karakteri de tam olarak bu durumun içinden doğdu; bütün bu baskı ve yok sayılma hâline karşı kendi varlığını korumaya, bunun üstesinden gelmeye çalışan bir çocuk olarak şekillendi. Dolayısıyla hikâyenin birebir bir “gerçek” karşılığı yok; ama benim çocuklarla yaptığım çalışmalarda tanık olduğum ruh hâlleri, duygular ve kırılganlıklar bu karakterin en sahici zeminini oluşturdu.
Baba figürü son derece çelişkili: Bir yandan mağdur, diğer yandan fail. Bu çerçevede filmde çocukluk masumiyeti ile yetişkin dünyasının sertliği çarpıcı bir şekilde karşı karşıya geliyor. Bu karşıtlık sizin için neden önemliydi?
Baba figürünü, yani Beko’yu kurarken onun bu çelişkili yapısı benim için çok belirleyiciydi. Hayatım boyunca Beko gibi pek çok insanla karşılaştım. Yoksullukla örülü bir hayatın içinde, kısa yoldan zengin olma umudunun insanları nasıl dönüştürdüğünü; bu dönüşümün en çok da çocuklara ve kadınlara nasıl zarar verdiğini yakından gözlemledim. Bu karakterlerin yaşadığı ahlaki erozyonu görünür kılmak istedim.
Benim için mesele sadece bir “kötü” karakter yaratmak değildi. Aksine, kendi içinde mağduriyet taşıyan ama aynı zamanda başkalarının hayatını tahrip eden bir yetişkin dünyasını göstermekti. Filmdeki yetişkinlerin ortak özelliği, bir anlamda kendi çocukluklarını kaybetmiş, hatta “öldürmüş” olmaları. Bu yüzden sevgisiz, merhametsiz ve çocukluk duygusundan kopuk bir yerden var oluyorlar.
Bu durum, Musa’nın dünyasıyla güçlü bir karşıtlık kuruyor. Musa’nın temsil ettiği çocukluk; hayal gücüyle, doğayla ve kendi iç dünyasıyla bir var olma alanı açmaya çalışırken, yetişkin dünyası onu sert, keskin ve dar bir gerçekliğe sıkıştırıyor. Özellikle tazı–tavşan yarışları gibi unsurlar üzerinden bu çatışmayı somutlaştırmaya çalıştım.
Bu karşıtlık benim için önemliydi çünkü çocukluğun sınır tanımaz, korunaklı ve yaratıcı doğasını görünür kılmanın yolu, onu böylesine sert bir dünya ile yan yana getirmekten geçiyor. Ancak bunu doğrudan diyaloglarla değil; daha çok duyguların öne çıktığı, sinematografinin anlatıyı taşıdığı bir dil üzerinden aktarmayı tercih ettim.
“Erkek karakterlerin ağırlıkta olması bilinçli bir tercihti”
Filmde tek “erkek olmayan” karakter olarak Nergis’i görmemizin sebebi nedir?
Filmde erkek karakterlerin ağırlıkta olması bilinçli bir tercihti. Amacım, erkek egemen bir dünyanın sertliğini ve kadınlar çekildiğinde geriye nasıl bir boşluk, nasıl bir tahribat kaldığını göstermekti. Bu nedenle kadın karakterleri büyük ölçüde geri planda tuttum.
Nergis ise senaryonun en başından itibaren var olan, istisnai ve çok kritik bir karakter. Onu hikâyede tutmamın temel nedeni, bir kız çocuğunun böyle bir dünyada nasıl bir mahkûmiyet içinde var olmaya çalıştığını görünür kılmaktı. Aynı zamanda diğer kadınların başına ne gelmiş olabileceğine dair de bir iz düşümü taşıyor. Babası Muzaffer’in onun çocukluğunu nasıl elinden aldığını, onu adeta bir “robota” dönüştürerek kurduğu karanlık düzenin parçası hâline getirdiğini görüyoruz.
Ama Nergis de bir çocuk. Bunu en net, Musa’yla karşılaştığı andan itibaren hissediyoruz. Musa’nın kimseyi almadığı o terk edilmiş mağaraya Nergis’i kabul etmesiyle birlikte, onun yeniden çocukluğuyla temas kurmaya başladığını görüyoruz. Hayal gücünün, oyun duygusunun ve kırılganlığının yavaş yavaş geri gelişi bu karşılaşmayla mümkün oluyor. İki karakterin birlikte karanlıktan kaçışı da bu yüzden çok anlamlı. Yaralı........
