Sağlamcılıktan arınmış bir cumhuriyeti de arıyoruz!
13-14 Haziran’da İstanbul’da Cem Karaca Kültür Merkezi’nde çok değerli bir konferans gerçekleştirildi. “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” (CDD) için geçmişle yüzleşme ve geleceği birlikte kurma olarak özetlenebilecek konferansın mesajları, konuşmaları, konuşmacıları, sunumları uzun ve kapsamlı değerlendirmeleri hak ediyor.
Bir anlamda, 27 Şubat 2025’te kamuoyuna duyurulan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ve sonrasında “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu”nun yaşamda karşılık bulmasının, bu konferanstaki çağrıların karşılık bulmasına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Kürt cenahının dışında; sunumlarda toplumsal muhalefetin, iktidarın, bürokrasinin, siyasetin ve TBMM’nin yapması gerekenlere dair uzun bir liste sunuldu. Gerek kişisel gerekse kolektif haklara dair rehber niteliğinde sunumlar yapıldı.
Ancak konferansın kapsayıcılığına gölge düşüren çok önemli bir eksiklik olduğunu ifade etmeliyiz. Konferansın tarihî, toplumsal ve siyasal yüzleşme çağrısı yaptığı ırkçılık, cinsiyetçilik, mezhepçilik, homofobi, yabancı düşmanlığı gibi “kötü ideolojiler fihristine” sağlamcılığı ekleyen bir perspektiften yoksun düzenlendiğini söyleyebiliriz. Cumhuriyet tarihi, sağlamcılığın da tarihidir.
Kıymetli ve kapsamlı açılış konuşmaları, iletilen mesajlar ve konferansın başlıkları içerisinde tüm halklar için eşit yurttaşlık veya kapsayıcı vatandaşlık imkânları; “olması gerektiği gibi” kadınlar, gençler, mülteciler, Lazlar, Aleviler, Ermeniler, Kürtler, dindarlar ve dindar kadınlar, işçiler, ekoloji mücadelesi verenler, LGBTİ ’lar ve yoksullar gibi birçok bağlamda ele alındı. Eksik veya fazla, bu kadar kapsamlı başlığın sunulmaya çalışılması dikkate şayan bir kapsayıcılıktır.
Ama Türkiye’de engelli hakları ve eşit yurttaşlık meselesi hâlâ insan hakları örgütlerinin, siyasi partilerin, akademinin, medyanın, üniversitelerin ve baroların ana gündemi değil. Geleneksel tıbbi yaklaşımı esas alan, sağlamcılığı ve oto-sağlamcılığı yeniden üreten mevcut yaklaşımın bu kadar insanı yok sayan anlayışı, eşitsizliğin asıl sebebidir.
Anti-sağlamcı bir perspektif şart
İktidarların bağımlı ve yoksul kılan engellilik politikaları, maalesef bu kamuoyu sayesinde derinleşerek devam ediyor. İnsan hakları örgütlerinin 10 Aralık İnsan Hakları Haftası gündeminde dahi engelli hakları bir başlık olarak ancak çok istisnai şekilde yer alabiliyor. Bu konuda İnsan Hakları Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği ve tüm baroların geride bıraktığımız yıldaki programlarına, yayınlarının içeriklerine, insan hakları ihlali raporlarına ve kamuoyuna açıkladıkları bültenlere göz atmak yeterli.
Bu nedenle Türkiye’de sol, sosyalist, demokrat ve hatta Kürt Özgürlük Hareketi olarak ifade edilen bağlamda da, insan hakları mücadelesi olarak ifade edilen mücadele içerisinde şu iddiayı artık açık yüreklilikle tartışma zamanı gelmiştir ve bu sorulara yanıt verilmeli:
Engelliler için eşit yurttaşlık mücadelesi bir demokrasi ve insan hakları........
