Şiddet, tarih, devlet ve düzen...
Bir politik anlamlandırma yolu olarak “şiddet” mefhumundan yola çıkılabilir mi? Sanki güçlü bir olgu. Neden olmasın? Yani şöyle denilebilir mi? “Toplumların kaderini belirleyen asıl mesele, şiddeti nasıl kontrol ettikleridir.”
Bazı toplumlar şiddeti ayrıcalık, rant ve kapalı elit pazarlıklarıyla sınırlar, bazıları ise hukuku, örgütlenme hakkını ve rekabeti herkese açarak daha istikrarlı ve gelişmiş düzenler kurdu; kuruyorlar da kendilerince.
Şöyle ki, “Bir ülke neden zengin?”, “Bir ülke neden demokratik?”, “Bir ülkede hukuk neden işlemiyor?”, “Neden bazı toplumlar sürekli kriz yaşıyor?” sorularının cevabını şiddetin varlığı/kontrolü üzerinden düşündüğümüzde bize politik açıdan bir yol aldırıyor mu? Bence belli ve güçlü ölçülerde evet. Çünkü şiddeti ana eksene aldığımızda, ekonomi ve siyaseti ayrı düşünmezsiniz. Diğer başka disiplinleri de…
İşte Douglass C. North, John Joseph Wallis ve Barry R. Weingast’ın “Şiddet ve Sosyal Düzenler” adlı çalışması, tam da insanlık tarihini toplumların şiddetle nasıl başa çıktığı üzerinden okuyan devasa bir kavramsal fikir teatisi sunuyor bize. Kısmen onların tezi üzerinden de gitmeye çalışacağım.
Bazı kabuller ile başlayalım. Bugünkü toplumlar devasa ve ilk toplum hallerinden son derece farklı. Dün ve bugün arasında kıyaslanmayacak sosyolojik-sosyal farklar mevcut. Küçük bir ortamda düzeni korumak ve kurmak görece rahattır, peki devasa topluluklarda?
İşte şiddeti burada düşünmemiz öneriliyor. Çünkü bir aktörün başkasını zorla hizaya getirebilme kapasitesi var. Toplum da şiddet kullanabilecek güçlü aktörlere “savaşma, sana pay vereceğiz” der. Bu pay ne mi? Bugünden bakınca bazen ihale, bazen makam, bazen yargı ayrıcalığı bazen ayrıcalıklardan pay vs. olur. Bu........
