Şakayı şaka olarak okuyamayan bir rejim, başka neyi doğru okuyabilir?
Bir sahnede söylenen birkaç kelime, ardından gelen kahkaha ve çok geçmeden emniyette kelepçe. Bir komedyenin anlattığı bir şaka yüzünden ters kelepçeyle gözaltına alınması, ilk bakışta sadece bir kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması ya da hukukun orantısız güç kullanımı gibi görünebilir. Lakin burada asıl mesele, hiçbir zaman o sahnede konuşan kişi olmamıştır; asıl hedef, o salonda ve o yüklenen video başında kaygısızca gülen milyonların refleksi ve varlığıdır. İktidarın, komedyenin bileğine kelepçe takarken elbette toplumun gülme hakkını, nefes alma alanını ve otoriteye neşeyle itiraz etme cüretini zapturapt altına almaya çalıştığını söylemeye gerek yok. Bu bağlamda, toplum gülmeye kendi hakkını, gülme hakkını savunma üzerinden bakabilmeli diye düşünüyorum.
Komedyen Deniz Göktaş geceyi "Vatan Emniyet"te geçirecek
Malumdur tarih, devletin o soğuk ciddiyeti ile mizahın yıkıcı neşesi arasındaki bu asimetrik savaşın örnekleriyle dolu. Ne zaman bir rejim esprilerden korkmaya başlasa, aslında kendi ontolojik krizini ilan etmiş olur. Milan Kundera’nın meşhur Şaka (1967) romanın ruhuna sığınarak sorarsak; “Şakayı şaka olarak okuyamayan bir rejim, başka neyi doğru okuyabilir?” Romanda genç komünist Ludvik, sevgilisine takılmak için bir kartpostala yazdığı masum bir şaka yüzünden üniversiteden atılır ve madenlere, ceza taburuna gönderilir. Espriyi bir iddianame diliyle, satır satır bir devlet ciddiyetiyle okuyan o........
