Öcalan'a göre İdris-i Bitlisi kim?
Kürt tarihinin en sancılı ve en çok tartışılan figürlerinden biri olan İdris-i Bitlisi, Abdullah Öcalan’a atfedilen bir yorum ve bu yorumdan yola çıkarak yayımlanan bir bildiri üzerinden yeniden gündem.
Hem savunmalarında hem çözümlemelerinde sayısız kez değerlendirdiği bu karakter, tam olarak nasıl ele alınıyor?
En başta şunu ifade etmek gerekiyor. İdris-i Bitlisi, Sayın Öcalan’ın tarihsel ve sosyolojik çözümlemelerinde ne katı bir lanetlemenin ne de sığ bir kutsamanın nesnesidir. Öcalan, 1514 Osmanlı-Kürt ittifakının bu baş mimarını ele alırken, dogmatik tarih şablonlarını aşan, diyalektik ve son derece ilginç bir perspektif sunar. Onun gözünde İdris-i Bitlisi, Kürt üst tabakasının tarihsel iradesizliğinin ve devlet kapısına sığınma refleksinin kurucu babasıdır; fakat aynı zamanda, kendi çağının amansız koşulları altında Kürt varlığını ve otonomisini asırlarca korumayı başarmış dahi bir diplomatik aklın da temsilcisidir.
Bu ikili karakter, bugünkü Kürt kördüğümünü anlamak ve Türk-Kürt ilişkilerinin tarihsel kökenlerini kavramak için çözülmesi gereken en hayati düğümdür.
Öcalan’ın bu tarihsel okumada ilk ve en sert darbeyi vurduğu yer, Kürt egemen sınıfının kendi içindeki birlik kurma yeteneksizliğidir. Yavuz Sultan Selim’in, Safevi tehdidine karşı Kürt beyliklerinin desteğini almak için İdris-i Bitlisi aracılığıyla boş kâğıtlara ve fermanlara imza atıp “Kendi aranızda birleşin, başınıza dilediğiniz beylerbeyini seçin” demesi, tarihin Kürt elitine sunduğu en büyük altın fırsatlardan biriydi. Ancak Kürt beyleri, aşiretsel kibirleri, dar grup çıkarları ve birbirinin otoritesini kabul etmeyen yapıları yüzünden kendi içlerinden tek bir lider çıkaramadılar. İdris-i Bitlisi’nin padişaha yazdığı mektupta, Kürtlerin kendi aralarında birleşemeyeceğini açıkça itiraf ederek “Biz kendi içimizden bir beylerbeyi seçemeyiz, bize dışarıdan, İstanbul’dan bir yönetici gönderin” ricasında bulunması, Öcalan’a göre Kürt egemen kliklerinin kronik iradesizlik hastalığının tescilidir. Bu durum, kendi kaderini tayin etmekten kaçıp iradesini egemen bir saraya teslim etme alışkanlığının ilk kurumsal adımıdır.
İşin ideolojik boyutunda ise Öcalan, İdris-i Bitlisi’yi sömürgeci iktidarlarla kurulan işbirlikçi dilin prototipi olarak mahkûm ediyor. Bitlisi’nin kaleme aldığı ve ilk sekiz Osmanlı padişahının dönemini ‘sekiz cennet’ metaforuyla anlatan ünlü eseri Heşt Bihişt, egemen güce yaranma ve saray övgücülüğü çizgisinin ilk tarihsel vesikalarındandır. Bu çizgi, bugün de devletin kapısında menfaat arayan, kendi halkının özgürlük mücadelesini........
