menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İftiraların sahibi yok, hedefi var

61 0
04.10.2026

Slovenyalı düşünür Mladen Dolar'ın Söylentinin Felsefesi: Sokrates'ten Sosyal Medyaya adında ilginç bir kitabına denk geldim. Yüz sayfayı geçmeyen ama içeriği son derece doyurucu bir kitap bu. Kitap ne anlatıyor derseniz? Özetle dedikoduyu, söylentiyi, kulaktan dolma lafı anlatıyor. Genelde bunları pek ciddiye almayız. Kahve sohbeti, mahalle lafı deyip geçeriz. “Aman canım, elin ağzı torba değil ki bükesin” der geçeriz. İşte hata tam da burada başlıyor. Çünkü Dolar’ın da dediği gibi, söylenti dediğimiz şey bir karakter bozukluğu ya da ahlak eksikliği değil. Ona göre söylenti dilin tam ortasında durur. İnsanlar arasındaki bağı da iktidarı da kimin kime güveneceğini de o belirler.

Önce şunu ifade etmek gerekiyor. Felsefe tarihi geleneksel olarak Antik Yunan’dan itibaren doxa (gelişigüzel kanaatler) ile episteme (logos’a dayalı, temellendirilmiş nesnel bilgi) arasında keskin bir zıtlık kurarak başlar. Peki söylenti bu ikisinin arasında nereye denk gelir? Kanaat, görüş vs başka şeydir, söylenti başka şeydir. Bir görüşün sahibi olur. Biri çıkar, "ben böyle düşünüyorum" der, arkasında durur. Söylentinin sahibi yoktur. Kimse "bunu ben uydurdum" demez. Herkes bir başkasından duymuştur. Laf sanki kendi kendine konuşur, kendi ayağıyla yürür. Kimin çıkardığı belli değildir, kaynağı meçhuldür. “Duyduğuma göre”, “İnsanlar diyor ki”, “Falan adam şöyle yapmış” diye başlar. Ortada ne bir belge vardır ne de muhatap. Söylenti, hiç yoktan var olan ama kulaktan kulağa yayıldıkça adeta bir kasırgaya dönüşen acayip bir güçtür.

Dolar durumu daha iyi anlatmak için bize hoş bir hikâye aktarıyor. 1993'te İngiltere'nin bilimden sorumlu bakanı, fizikçilerin yıllardır peşinde koştuğu Higgs parçacığını (Tanrı parçacığı) en sade anlatana bir şişe şampanya vaat ediyor. Ödülü David Miller adında bir fizikçi kazanıyor. Miller, Tanrı parçacığı olarak bilinen Higgs bozonunun çalışma mantığını, bir odada kulaktan kulağa yayılarak kalabalığı heyecanlandıran, insan öbeklerini sıkıştırıp genişleten bir söylentiye benzetiyor. Atomaltı parçacıkların ve kuantum fiziğinin o görünmeyen nesnellik yüzü, paradoksal bir biçimde dedikoduyla/söylentiyle aynı yapıdadır: Söylenti ancak hareket ettikçe büyür ve önceden de varmış gibi görünen varlıkları geriye dönük bir yanılsamayla üretir.

Gerçekten ilginç değil mi? Evrenin en temel yapı........

© Bianet