Esas hadise ve kavga, o kiraz ağacıdır
“Diyarbakır’da bir aile, köyleri yakıldıktan sonra kente taşınıyor.
Ailede yaşlı bir adam var.
Bu taşınmadan bir süre sonra yaşlı amca ara sıra ortadan kaybolmaya başlıyor. Bir iki gün de geri dönmüyor. Nereye gittiğini kimse bilmiyor.
Bu kaybolmalar tekrarlanınca aile de meraklanıyor. Sonra onu takip etmeye karar veriyorlar ve durum böylece ortaya çıkıyor.
Meğer yaşlı amca, yüzlerce kilometre yol aşıp güvenlik ablukası altında ve girişi yasak olan köyüne gidiyormuş.
Tüm bu yolculuğun nedeni ise köyündeki kiraz ağaçlarıymış.
Onların bakımsız kalmasına gönlü razı olmamış. Yasakları delerek, gözaltını, işkenceyi ve ölümü göze alarak gizli gizli köye girip sonra da oradan çıkmasının nedeni, bu ağaçlara su vermekmiş.”
Bu hikâyeyi rahmetli Mihri Belli, 2002 yılında yayımlanan ve derleme yazı-röportajlarından oluşan kitabında*, kendisine Kürt hareketi sorulunca anlatıyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu olay bile tek başına bana çok anlamlı geliyor. Esas hadise de tam olarak o kiraz ağaçları.”
Dönemi itibarıyla ölüm ve ateş hatlarının çekildiği bir coğrafyada, yaşlı bir adamın bir kiraz ağacını yaşatmak için namluların arasından süzülmesi, barış ve çözüm sürecinin neden can pahasına, amasız ve fakatsız sahiplenilmesi gerektiğinin en saf, en sarsıcı anlatılarından biri olsa gerek.
O ağaca ulaşmak, bu ülkede “insanca ve özgürce yaşama” idealinin tabandaki en organik yansımasıdır.
Nedeni de basit. Elli yıldır bütün çaba, bütün o amansız mücadele bir ağacı yeşertmek içindi.
Ve o ağaç bugün, kökleriyle ve dallarıyla bambaşka bir........
