“Barışa kirpinin inancı, siyasete tilkinin aklı” - Kürt stratejisi -4
Şimdiye kadar olan üç yazılık tartışmayı sonuçlandıracağım. Bu bölümde, kısmen esasa da gelmiş oluyoruz. O anlamda biraz uzayabilir, sabrınıza şimdiden sığınıyorum.
Çok temel bir öğretidir: Siyasette masaya oturduğunuzda elinizdeki kartları nasıl oynayacağınız, o masadan nasıl kalkacağınızı da belirler. Burada değindiğim siyasi düğümü çözmek için elimizde üç farklı yol, üç farklı akıl var. O halde üç stratejik senaryonun karşılaştırılması üzerinden duruma bakmakla başlayabiliriz.
Kirpi mi olmalı Tilki mi? Barış sürecinde Kürt stratejisi-1
Birinci yol, tamamen “kirpi” aklıyla hareket etmektir. Bu strateji masaya otururken devlete zerre kadar güvenmez; karşı tarafın niyetini baştan aşağı bir tasfiye ve eritme operasyonu olarak okur. Elbette bu katı duruşun kendi içinde bir konforu vardır. Kadrolarınızın moralini yüksek tutarsınız, ideolojik omurganızı ve tarihsel kimliğinizi korursunuz. Hatta süreç çöktüğünde dönüp tabanınıza “Biz size söylemiştik, bunlar samimi değil,” deme lüksünüz cebinizde durur. Fakat işin asıl yakıcı kısmı şudur. Bu kadar doktrinerleştiğinizde adım atacak yeriniz kalmaz. İttifak alanlarınızı kendi elinizle daraltır, Türkiye toplumunun geneliyle kurabileceğiniz köprüleri dinamitlersiniz. Dahası, karşınızdaki güvenlikçi akla tam da aradığı o uzlaşmazlık mazeretini altın tepside sunarsınız. Kısa vadede kendi içinizde bir güç hissi yaşasanız da orta ve uzun vadede fena halde yalnızlaşır, tıkanır ve marjinalleşirsiniz. Bunu ben değil, ilk yazıda ifade ettiğim tarihsel örnekler söylüyor.
Peki ya ikinci yol? Yani tamamen “tilki” aklına bürünmek? Burada da sürecin kusurlu da olsa bir yerlere varacağına, esnek olmanın her kapıyı açacağına dair aşırı bir iyimserlik, pragmatizm var. Evet, bu yola girerseniz kısa vadede ciddi bir rahatlama yaşarsınız. Yeni ittifaklar kurar, bölgesel rüzgarlara göre hızla yelken açar, kısmi de olsa bazı hukuki ve ekonomik kazanımları cebinize koyabilirsiniz. Ancak bu stratejinin zehri yavaş işler. Masada sürekli esnedikçe, o müzakere sürecinde ilkeleriniz ufalanmaya başlar. Siz taktik yapıyorum sanırken, iktidar verdiğiniz tavizleri sessizce cebe indirip karşılığını süresiz erteleyiverir. Bir bakmışsınız, tabanınızda “Bizi tasfiye ediyorlar” hissi başlamış, kendi kimliğiniz silikleşmiş. Kısacası hedefe ulaşacak aracı kutsarken, asıl ilkenizi kaybeder ve sistemin içinde eriyip etkisizleşirsiniz.
Tam da bu yüzden, bizi asıl çözüme götürecek olan o üçüncü yoldur.Bu yol bileşik bir strateji olabilir. Bu yol ne devletin samimiyetine körü körüne iman eder, ne de peşin hükümlerle masayı devirir. İşin sırrı, dar ama asla taviz verilmeyecek bir “normatif çekirdek” belirlemektir. O çekirdeğin, yani o pusulanın etrafındaki her şeyi; takvimi, ittifakları, yöntemi tamamen esnek tutmak gerekir. Tabanınızı ilkelerinizle bir arada tutarken, Türkiye toplumunu o esnek siyasetinizle kazanırsınız. Yürütmesi inanılmaz zordur, ciddi bir kurumsal olgunluk ve kusursuz bir mesaj disiplini gerektirir. Her iki tarafa da yaranamama, iktidara ve muhalefete “öteki” gibi görünme riski taşır. Ancak eğer ilkelerinizi araçsız bırakmaz, araçlarınızı da ilkesiz kullanmazsanız, o çok ihtiyaç duyduğunuz bağı kendi ellerinizle kurmuş olursunuz. Gündemi belirleyen ve süreci kendi kurallarıyla denetleyen taraf siz olursunuz. Bu strateji sayesinde kısa vadede yasal eşikleri zorlar, orta vadede anayasal müzakerenin kapısını açar ve uzun vadede o çok arzulanan kalıcı, demokratik bütünleşmeyi sağlarsınız. Bu üçüncü yol, bize “barışa kirpinin inancı, tilkinin aklı gerekiyor” diyor.
İşin bütün özeti, pusulanın gösterdiği hedeften sapmadan o siyasi bataklıkta ayakta kalarak yürümeyi başarabilmektir. Yani bataklıkların etrafında dönecek bilgiyi özümsemektir. Sınırsız amaç olabilir ama sınırlı araç olduğunu bilmek gerekiyor.
Pusula meselesine tekrar geri gelmiş olduk. Burada biraz daha duralım.
Barış sürecinde Kürt stratejisi 2
Stratejinin kendisine dair…
Siyasette bir yola çıkarken pusulanız bozuksa bataklıkta kaybolursunuz; ama sadece pusulaya bakıp ayaklarınızın bastığı yeri görmezseniz, yine o bataklığa saplanırsınız. İşte........
