menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkunun gölgesinde yaşamak: blueScat

21 0
27.06.2026

Şiddet mağdurları için geçmişte yaşadıkları bir olay mı yoksa o olayın yeniden yaşanma ihtimali mi daha travmatiktir? Yaşanan şey zamanla geride kalıyor, ancak onun bıraktığı iz her zaman geçmişte kalmıyor. Bir bakışta, tenha bir sokakta, kapalı bir mekânda ya da beklenmedik bir karşılaşmada yeniden kendini hatırlatıyor. Bu nedenle travma çoğu zaman yaşanmış bir olaydan çok, sürekli tetikte olma hâliyle ilgilidir. Korku yalnızca olanı değil, olabilecek olanı da yönetir.

Moda Sahnesi’nin yeni oyunu, Koffi Kwahulé’nin blueScat’i tam da bu derdin peşine düşerek bir asansörün içine sıkışmış iki insanın hikâyesi üzerinden korkunun, hafızanın ve algının nasıl çalıştığı üzerine oldukça katmanlı bir metin kuruyor.

Kwahulé’nin metinlerine verdiği isimler çoğu zaman oyunun içeriğinden öte metnin çalışma prensibine dair bir ipucu işlevi görür. Bu anlatıda da “Blues”, acıyı, melankoliyi ve tekrar eden bir duygusal yükü çağrıştırırken; caz müziğindeki “scat” tekniği anlamdan çok ritme, parçalanmış seslere ve doğaçlamaya yaslanır. Bu anlamda blueScat ismi bu iki kavramı bir araya getirerek daha ilk anda nasıl bir anlatıyla karşı karşıya olduğumuzu haber veriyor. Sahnede acı doğrusal biçimde anlatılmıyor; parçalanıyor, tekrarlanıyor, ritim değiştiriyor ve bazen sözcüklerden çok boşluklar aracılığıyla hissediliyor.

Bu noktada plot ve syuzhet ayrımını hatırlamak faydalı olabilir. Oyunda Plot, yani olayların kronolojik sıralanışı oldukça basit görünür: Bir kadın ve bir erkek asansörde mahsur kalır ve giderek yükselen bir gerilim ortaya çıkar. Fakat oyunu ilginç kılan şey bu değildir. Syuzhet, yani olayların seyirciye sunuluş biçimi, Kwahulé’nin asıl oyun alanını oluşturur. Seyirciye hiçbir şey doğrudan verilmezken bilgiler gecikerek gelir, parçalar bir süre birbirinden bağımsız görünür, bazı konuşmalar anlamlı görünmez ve birçok ayrıntı ancak daha sonra başka bir ışık altında yeniden anlam kazanır.

Bu yüzden blueScat’i izlerken kısa bir süre sonra olayları takip etmekten çok, algının nasıl kurulduğunu takip etmeye başlıyoruz. Asansörün içinde geçen süre kısa olsa da karakterlerin zihninde çok daha geniş bir zamana yayılıyor. Özellikle kadın karakter açısından geçmiş ve şimdi sürekli iç içe geçerken, oyun ilerledikçe seyirci de bu zihinsel hareketin içine çekiliyor. Kwahulé korkuyu bir duygu olarak değil, bir düşünme biçimi olarak ele alıyor. Korkan insan yalnızca bulunduğu anı değerlendirmiyor, aynı zamanda geleceği tahmin etmeye çalışıyor. Sürekli ihtimaller üretiyor. Tehlike henüz ortada olmasa bile zihinde çoktan yerini........

© Bianet