Tarih bazen bir zihniyet değişikliğiyle başlar
Bir ülkenin kaderini değiştiren anlar, çoğu zaman büyük meydanlarda yaşanmaz. Ne kalabalıkların sloganlarında gizlidir ne de alkışların arasında…
Bazen bütün bir tarih, Meclis tutanaklarına giren birkaç satırda yön değiştirir.
O gün kimse bunun farkına varmaz.
Gazeteler ertesi gün başka başlıklarla çıkar. Televizyonlar başka tartışmalara döner. Siyaset yine günlük polemiklerin içine sıkışır. Ama yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, tarihin sessizce yön değiştirdiği o an bütün açıklığıyla görünür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” bana tam da böyle bir eşiği düşündürüyor.
Bu metni yalnızca hukuk tekniğinin soğuk diliyle okumak mümkün elbette. Maddelerini tek tek tartışabilir, eksiklerini sıralayabilir, yapılmayanları uzun uzun anlatabiliriz. Bunların hepsi meşrudur.
Fakat bazen hukuk metinleri yalnızca hukuk metni değildir.
Bazı yasalar, toplumların kendi geçmişiyle konuşmaya başlamasının ilk cümlesidir.
Bu teklifi önemli yapan da tam olarak budur.
Kırk yılı aşan çatışmalar yalnızca dağlarda yaşanmaz.
Onlar şehirlerin hafızasına yerleşir.
Evlerin duvarlarına siner.
Çocukların büyüme hikâyelerine karışır.
Bir annenin sessizliğinde, bir babanın yarım kalmış cümlesinde, boş bırakılmış sofralarda yaşamaya devam eder.
Savaşın en ağır mirası, sadece kaybedilen insanlar değildir.
İnsanların birbirine duyduğu güvenin yavaş yavaş tükenmesidir.
Bir toplumun en büyük yıkımı, binaların yıkılması değil; insanların birbirini dinleme yeteneğini kaybetmesidir.
Çünkü çatışmalar önce silahla başlar, sonra zihinlere yerleşir.
Silah sustuğunda savaş bitmez.
Asıl mücadele ondan sonra........
