19 Mart’ta gençler, bugün seçilmiş CHP yöneticileri aynı yolu gösterdi: Umut sokakta
Kanadalı gazeteci, yazar ve aktivist Naomi Klein, “Şok Doktrini” (The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism) kitabında, “Politik ve ekonomik sistemler normal zamanda değil, kriz anlarında yeniden kurulur. Çünkü kriz, toplumun direnç kapasitesini düşürür ve ‘önceden hazırlanmış fikirler’ hızla uygulanır” der.
Sonra şöyle devam eder:
“İnsanlar kriz anında korku içindedir. Bu korku, politik gücün hızla merkezileşmesine yol açar.Eğitim, ekonomi ve sosyal sistemler ‘çözüm’ adıyla değiştirilir. Savaşlar, krizler ve ekonomik çöküşler görünürde başka sebeplerle açıklanır. Ama asıl kazananlar sahnede değildir.Sistemsel güç, görünmez şekilde çalışır.”
Kadınlar açısından mutlak butlan ne anlama geliyor?
Türkiye’de olan bitenler Klein’in bu tespitleriyle açıklanabilir. Aynı gün içinde Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması (sonrasında bu karardan geri dönüldü) ve Türkiye’de ilk kez bir partinin, CHP’ye yargı kararı ile “mutlak butlan” atanması birbiriyle bağlantısız değil.
Buna sistematik bir şekilde yapılan uyuşturucu operasyonlarını, kadınların bedeni hakkında söz söyleme hakkına yönelik “kürtaj”, “sezaryen doğum” tartışmalarını, LGBTİ ’lara yönelik nefret söylemini ve yasal düzenleme girişimlerini de ekleyebiliriz.
Şunu da mutlaka hatırlatmak gerekli. Feminist örgütler, hak savunucuları, demokratik mekanizmaların ve seçme-seçilme hakkının askıya alınmasının en çok kadınları etkileyeceğine vurgu yapıyor. Siyasetteki kadın temsili ve karar mekanizmalarındaki kazanımların geriye gitmesinin, toplumsal bir çöküş riskini beraberinde getirebileceği ifade ediliyor.
Sermaye ve iktidar ilişkisi
İktidarın çok uzun zamandır kendi ajandası olduğu açık. Televizyonlarda çoğunluğu erkek olan yorumcular bu ajandanın hedefinin “muhalefetsiz seçim istiyor”, “muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayını kendisi belirlemek istiyor” gibi ifadelerle açıklasa da, bunun ötesinde daha geniş bir dönüşüm hedefi olduğunu görmek gerekiyor: ülkeyi daha kontrol edilebilir, kadınları daha muhafazakâr bir hayatın içine hapseden, çocuk işçiliğini meşrulaştıran, zaman zaman demokrasiye yeşil ışık yakıyor gibi görünse de aslında işçi, kadın, gençlik ve emek haklarını geri çeken ve sermaye lehine işleyen bir yapıya dönüşüm.
Eşit yurttaşlık haklarına yönelik bu saldırıların birbirinden bağımsız olmadığı çok açık. Kadınların nafaka hakkının sınırlandırılmak istenmesi ya da Kızılay Kayseri eski yöneticisi Cafer Beydilli’nin yayınladığı “Kadınlar evde kalsın Reis” videosundaki zihniyet, CHP’deki gelişmelerden ayrı düşünülemez.
Yine iktidara yakın isimlerin “Bu CHP’nin iç meselesidir” söylemi, aslında bunun yalnızca bir parti meselesi değil, Türkiye’nin geleceğine dair bir rejim tartışması olduğunu gözden kaçırıyor. Devlet Bahçeli’nin “Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğini görerek…” diye başlayan açıklamaları ise hem stratejik bir pozisyon alma hem de “bu süreç yarın bize de dönebilir” kaygısıyla okunabilir. Burada “iyi polis–kötü polis” denkleminden söz edebiliriz.
Şimdilik net olan şey şu: Ankara’da CHP Genel Merkezi önünde yaşananlar ve polis müdahaleleri, sadece yerel bir siyasi gerilim değil üstelik, uluslararası basının da odak konuları arasında.
BBC, Reuters ve Associated Press (AP) gibi ajanslar, Ankara’daki CHP Genel Merkezi çevresinde yaşanan polis müdahalelerini “Türkiye’de muhalefet üzerindeki baskının yeni bir aşaması” ve “siyasi gerilimin sokak........
