menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

COP17’nin ardından: Dünya meralar için 1,2 milyar dolar ayırdı, Türkiye meralarının yarısını kaybetti

21 0
04.09.2026

17. Taraflar Konferansı (COP17) Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD), Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da düzenlendi. COP17’de 23 ülkede arazi restorasyonu ve kuraklık direncine yönelik 1,3 milyar dolarlık finansman portföyü duyuruldu. Bunun merkezinde Meralar Amiral Gemisi Girişimi (Rangelands Flagship Initiative) kapsamında, 45 projeyi içeren 1,2 milyar dolarlık mera finansmanı yer aldı. Bu, meralar için gerçekleştirilen en büyük tek seferlik kaynak seferberliği olarak UNCCD’nin tarihine geçti. Ancak küresel arazi onarımı taahhütlerini yerine getirmek için 2030’a kadar yıllık tahmini 355 milyar dolarlık finansmana gereksinim duyulurken yapılan yatırım yaklaşık 77 milyar dolarda kaldı. Aradaki yıllık 278 milyar dolarlık açık, eleştiri konusu oldu.“Toprağı yeniden kazandırmak, umudu yeniden canlandırmak” temasıyla 17-28 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen COP17, UNCCD’nin tarafı olan 197 ülkeden delegeleri bir araya getirdi. Toprak tahribatı, çölleşme ve kuraklıkla mücadeleye ilişkin müzakerelerin yürütüldüğü, iki yılda bir yapılan konferans, meraları küresel arazi gündeminin merkezine yerleştirdi:“Dünyanın mera alanları, dünyanın kara parçalarının yüzde 54’ünü kaplıyor. Yaklaşık iki milyar insana geçim kaynağı sunan meralarda, yaklaşık 500 milyon çoban kazanç sağlıyor.”COP31 öncesi yapılan COP17, ülkelerin çölleşme, kuraklık ve arazi tahribatı konularında ne kadar geride kalmış olduklarını da ortaya koydu. Peki Türkiye bu tablonun neresinde? TEMA Vakfı Danışmanı Dr. Hikmet Öztürk ile COP17’nin ardından Türkiye’nin kuraklık, çölleşme, arazi tahribatı ve mera varlığı konularında ne durumda olduğunu konuştuk.

Fotoğraf: UNCCD, COP17

COP17’den COP31’e giden yol

Türkiye’den konferansa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank katıldı. Bakanlıktan COP17’ye ilişkin yapılan açıklamada, şunlara yer verildi: “Türkiye, COP17'de açtığı pavilyonda, çölleşme ve kuraklıkla mücadelede hayata geçirdiği politika ve uygulamaları uluslararası kamuoyuna tanıtıyor. Türkiye pavilyonu aynı zamanda ikili temaslara da ev sahipliği yapıyor. Farklı ülkeler ve uluslararası kuruluşların temsilcileriyle gerçekleştirilen görüşmelerde, çölleşme ve kuraklıkla mücadeleden arazi ve su kaynaklarının korunmasına kadar farklı alanlarda ortak proje ve işbirliği imkanları ele alınıyor. Türkiye, bu temaslarla bir yandan çölleşme ve kuraklıkla mücadelede geliştirdiği politika, bilimsel çalışma, izleme ve erken uyarı sistemleri ile uygulamalarını paylaşırken diğer yandan COP17'de oluşan uluslararası diyaloğu COP31 sürecine taşımayı hedefliyor.”

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı kapsamında açılan Türkiye Pavilyonu’nu ziyaret eden Moğolistan Cumhurbaşkanı Sayın Uhnaagiyn Hürelsüh’e, Bakan Yardımcımız Sayın @fatmavarank eşlik etti.📍Moğolistan pic.twitter.com/n6OCYXyONm— T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Dğş. Bakanlığı (@csbgovtr) August 25, 2026

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı kapsamında açılan Türkiye Pavilyonu’nu ziyaret eden Moğolistan Cumhurbaşkanı Sayın Uhnaagiyn Hürelsüh’e, Bakan Yardımcımız Sayın @fatmavarank eşlik etti.📍Moğolistan pic.twitter.com/n6OCYXyONm

Ancak COP31’in ev sahibi Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı (IYRP) ilan edilen 2026’da gerçekleştirilen COP17’nin merkezinde yer alan meraları koruma konusunda pek iç açıcı bir tabloya sahip değil.

TEMA: Türkiye meralarının yarısından fazlasını kaybetti

Kuruluş aşamasından bu yana meralara yönelik projeleriyle de bilinen TEMA Vakfı, Türkiye’nin son 65 yılda mera varlığının yarısından fazlasını kaybettiğine dikkat çekiyor. TEMA Vakfı Danışmanı Dr. Hikmet Öztürk, meraların toprak, su ve gıda güvencesi açısından yaşamsal önem taşıdığının altını çiziyor. Ormanlar kadar meraların da iklim değişikliğiyle mücadele açısından önemine değinen Dr. Öztürk, şunları dile getiriyor:“Meralar karbon yutaklarıdır. Üzerindeki bitki örtüsü sürekli yenileniyor. Üstelik meralar, ormanların yetişemeyeceği, ağaçların ekolojik olarak yetişmesine uygun olmayan ve çok kurak, yağışın yeterli olmadığı ya da çok soğuk, yüksek dağ ekosistemlerini kaplar. Hem toprağı tutan, hem toprakta karbon depolanmasını sağlayan doğal bitki örtüsüdür bunlar. Havadaki karbondioksiti alıp depolayan, iklimi düzenleyen önemli doğal varlıklar.”Dr. Hikmet Öztürk, insan kaynaklı arazi tahribatı, kentleşme ve iklim değişikliği etkileriyle birlikte tahrip olmuş mera alanlarının, yeni karbon yutaklarının oluşturulması açısından rehabilitasyonunun aynen tahrip edilmiş orman alanların ağaçlandırılması kadar önemli olduğunu belirtiyor. TEMA’nın Türkiye’nin mera varlığının son 65 yılda yüzde 54 azaldığının altını çizen açıklamasında, 1960’ta yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının bugün 13 milyon hektar seviyesine gerilediği belirtiliyor:“Kaybedilen mera alanı, Marmara Bölgesi’nin iki katını aşan büyüklükte.”

Tablo: Tarım ve Orman Genel Müdürlüğü - Mera alanlarının yıllara göre değişimi

Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre; 1970’te toplamda 21 milyon 698 bin hektarı geçen mera varlığı, 2025’te 13 milyon 333 bin hektara inmiş durumda. 1970’ten sonrasını gösteren bu veriler de 1970’ten 2025’e (Son 55 yılda) yaklaşık yüzde 40’lık bir azalmaya işaret ediyor.

Türkiye’nin Mera Kanunu ise yalnızca AKP hükümeti döneminde 24 kez değiştirildi. Son değişiklik 24 Temmuz 2025’te torba yasa ile yapıldı. Değişikliklerle meraların maden, petrol ve yenilenebilir enerji tesislerine tahsisinin önü açıldı. Bu da mera alanları için yeni bir tehdit oluşturdu.

Tablo: Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü - 4342 sayılı Kanuna ek ve değişiklik getiren mevzuatın veya Anayasa Mahkemesi kararlarının yürürlüğe giriş tarihlerini gösterir tablo.

Türkiye meralarını nasıl kaybetti?

Uzun yıllar boyunca meraları yönetecek bir mevzuat olmadığını belirten Dr. Hikmet Öztürk, 1937’de çıkan 3116 sayılı Orman Kanunu'yla ormanların tamamen sahipliğinin devlete geçtiğini ve böylece ormanların başka alanlara dönüştürülemeyeceğine dair yasal düzenlemenin ortaya çıktığına dikkat çekiyor. Ancak durum meralar için geçerli değil. Dr. Öztürk, meralar için 1998’de çıkan kanun öncesinde meraların birtakım tedbirlerle, tahminlerle ve genelgelerle yönetilmeye çalışıldığını belirtiyor. Meraların kaybında rol oynayan diğer unsurların ise yasal düzenlemelerin kadastro çalışmalarının yapılmaması ve tarımın makineleşmesiyle birlikte meraların tarım arazilerine dönüşmesi olduğuna dikkat çeken Dr. Hikmet Öztürk, şunları aktarıyor:“Bir kısmı madenciliğe, bir kısmı kentleşmeye doğru........

© Bianet