Depremde Türkiye gerçeği ve kamuya düşen görev
Türkiye büyük zorluklarla karşı karşıya.
Ama biliyoruz ki 2026’nın 6 Şubatı’nda bu zorlukları katlanarak yaşayan vatandaşlarımız var.
Onları yalnız depremin yıldönümlerinde anmıyoruz.
Bu millet birlik ve bütünlük içinde o yıkıntıların altından büyük değerlerimizi de ayağa kaldırmayı başarmıştı...
Elele, gönül gönüle verdi. Büyük zorluklardan, büyük çözümler çıkarmak bizim işimiz.
Gün yeni başarılarda, yine dünyaya örnek olma günüdür.
Deprem Türkiye’de bir gerçek.
Bugün sorulacak gerçek soru nedir?
Depremden sonra ne kadar sürede, ne kadar ev yapıldı mı?
Kamu en önce şu sorunun yanıtında açık ve net olmalı!
İnsan mı, beton mu değerli!
Başarı, deprem olmadan önce yaptıklarımızla ölçülmelidir. Tıpkı sağlıkta koruyucu hekimlik gibi. Oysa sistem önce insanı hasta ediyor, ilaç satıyor, iyileştirmeye çalışıyor, yan etkileriyle yeniden hasta ediyor.
O zaman kamu kâr için bakmayacak… yani bu oy olur…yandaşına rant olur…yardım ediyorum diye havası olur… Vatandaşına ve vatanına hizmet diye bakacak.
Biliyoruz ki, kentlerin planlanmasına ve inşasına ilişkin kararları şekillendirecek bilimsel ölçümler için belirli bir süre zorunludur.
Kentler bilimin gösterdiği en doğru, en uygun yere yapılmalı.
Rantın, seçimlerde gelecek oyun gözünün yaşına bakılmamalı!
Kentlerimiz uyumlu, sürdürülebilir ve dirençli olmalı.
Yap-bozun maddi ve manevi bedelleri çok ağır.
Giden canlar ağlamakla geri gelmiyor.
Gitmesinler diye önlem alacağız.
Yalnızca o mu…
Binalarımız yalnızca şiddetli depreme dayanıklı değil; sağlıklı, ışığa ve ısıya duyarlı, zararlı radyasyondan koruyucu beton ve kompozitlerle yapılmalı… Bunların teknolojileri........
