menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026, 30 Ağustos'unda görevlerimiz

46 0
sunday

16 Mart 1920.

İstanbul Meclisi Mebusanı’na ve merkezî hükümetine başta İngilizler olmak üzere İtilaf Kuvvetleri tarafından resmen ve cebren el konulmuştu.

Osmanlı hâkimiyet ve bağımsızlığı haleldar edilmişti.

Devletin genel vaziyetinde esaslı bir değişiklik vücuda gelmişti.

Kanunu Esasî’mizin koruması altında bulunması gereken kanun yapma, adliye ve icra kuvvetinden ibaret olan devletin üç kuvveti artık mevcut değildi.

Anadolu’da bir Kurucu Meclis teşkili zaruriydi.

Amaç toplanacak Meclis’in rejimi değiştirmek yetkisiyle donanmış bulunmasıdır.

Aslında daha o zaman karar verilmişti.

Kıvılcım çakılmıştı.

Milletin bağımsızlığına ve millî namusa tecavüz edilmiştir.

O zaman??

Mustafa Kemal yolun sonunu görmüştür. Zaten onun için “Atatürk” olmuştur.

Ancak “halkın anlamadığı tabirdir” diye Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Mustafa Kemal ikaz edildiği için “kurucu Meclis” değil “fevkalâde salâhiyete” sahip bir Meclis tabiri kullanılmış ve Devletin kurtarılmasını temin edecek tedbirleri düşünmek ve tatbik etmek üzere millet tarafından böyle bir Meclisin Ankara’da toplantıya daveti ve dağılmış olan mebuslardan Ankara’ya gelebileceklerin de Bu Meclis’e iştirak ettirilmesi zarurî görülmüştür. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, c.7, s.136, 153, 223.)

VATAN SAVUNMASINA ÇAĞRIYA YANITLAR GELMEYE BAŞLAR

27 Mart 1920’de Yunus Nadi, İzmit Mebusu Sırrı Bey’le İstanbul’dan Ankara’ya gitmek üzere ayrılır. Kuşçalı’ya geldiklerinde Erzurum Mebusları Necati, Zihni Bey, Hüseyin Avni Bey ve Necati Bey’in kardeşi Necip Bey karşılaşırlar. Tesadüfen seyyar bir telgrafhane bulunca Mustafa Kemal’e telgraf çekerler.

Ankara’ya doğru en salim olarak hangi istikamette yürümeleri lazım geldiğini emir ve işaret buyurmasını isterler.

Yollar tehlikelidir.

İngilizler önlerini kesebilir.

Celâleddin Arif Bey (son Meclisi Mebusan Reisi) ve arkadaşları bir gece önce Hendek’ten geçmiştir. O istikamete koyulurlar.

Bu arada Yunus Nadi’nin Ankara’ya gelene kadar sabredemediği için Mustafa Kemal’e sormak istediği birkaç sorusu vardır.

“Buyurun” der Mustafa Kemal Paşa...

BÜTÜN CİHAN BİZE HASIM TELSİZ TELGRAF LAZIM

“1. Giriştiğimiz cidalin azametini izah ve tafsile lüzum yoktur. Bütün cihan bize hasımdır. Dört taraftan kuşatılmışız. Bir telsiz telgrafa şiddetle ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç Ankara’da şimdiye kadar göz önüne alınmış mıdır?

“2. Önünde sonunda meselemiz Yunan cephesinde özetlenecektir ve fiili hasım olarak karşımızda bugün Yunanlılar vardır, yarın yine onlar olacağı gibi. Dolayısıyla bu cepheye karşı lüzumlu tedbirler alınmış mıdır, alınıyor mu?

“3. Yunan cephesini nazarı dikkate almanın belli başlı etkeni, silah ve mühimmat tedariki şeklinde tecelli edebilir. Bunun için ne yaptık, ne yapıyoruz ve ne yapmayı düşünüyoruz?”

Mustafa Kemal Paşa kısa ve özlü yanıt verir:

“Muhtelif meselelere temas eden yüksek endişelerinin pek vatanperverâne olduğunu takdir ile yâd ederim.

“1. Erzurum’daki telsizimiz üç günden beri Alman telsizi tebligatını almaya başlamıştır.

“2. Yunan cephesi daima nazarı dikkat önünde bulundurulmaktadır.

“3. Silah ve mühimmatı ihmal etmiyoruz. Vakti geldiğinde kâfi silah ve mühimmatımız olacaktır.” (ATABE, c.7. s.221)

Olgun ve sabırlı........

© Aydınlık