menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Devlette para yok!’ yalanı

29 0
07.08.2026

Türkiye’de her büyük yatırım tartışması aynı cümleyle bitirilir: “Devletin kasasında para yok!” Bu cümleyi muhalefet, hükümeti sıkıştırmak için kullanır; iktidarın bilinçsiz kesimleri de memur maaşından altyapı yatırımına kadar her talebi savuşturmak için aynı cümleye sarılır. İki taraf da farkında olmadan aynı doktrini tekrar eder. Oysa bu somut bir tespit değildir, bir teslimiyet ilanıdır. Çünkü modern bir devletin kaynağı, kasasındaki para değil, ülkesindeki üretim gücüdür.

PARANIN KAYNAĞI NEDİR?

Ana akım iktisadın okullarda öğrettiği hikâye şudur; bankalar halkın tasarrufunu toplar, sonra bunu başkalarına borç verir. Bu hikâye yanlıştır. Yanlış olduğunu söyleyen doğrudan İngiltere Merkez Bankasıdır. İngiltere Merkez Bankası (Bank of England)’nın 2014 tarihli “Modern Ekonomide Para Yaratımı” başlıklı bülteni, meseleyi tek cümleyle özetler; banka kredi açtığı anda mevduatı da yaratır. Yani banka, önce mevcut bir parayı toplayıp sonra aktarmaz; kredi sözleşmesini imzaladığı anda borçlunun hesabına rakamı yazar ve bu rakam bilançoda aynı anda hem varlık hem yükümlülük olarak doğar. Para, kasadan çıkmaz; muhasebe kaydıyla var edilir.

Bunun anlamı şudur; paranın miktarını belirleyen fiziki bir kısıt yoktur. Gerçek kısıt paranın kendisi değil, o parayla satın alınacak şeyin var olup olmadığıdır. Çimento fabrikası varsa, demir-çelik tesisi varsa, mühendisi ve işçisi varsa, o ülkenin köprü yapacak “kaynağı” vardır. Kaynak dediğimiz şey kâğıt para değil, kapasitedir. Devletin görevi, âtıl duran bu kapasiteyi harekete geçirecek satın alma gücünü yaratmaktır.

BİRİNCİ KANIT: KURTULUŞ SAVAŞI SONRASI CUMHURİYET

1923’te devralınan tablo, bugün hiçbir hükümetin devralmadığı kadar ağırdı. Yakılmış köyler, tahrip edilmiş ulaşım hatları, sanayisi olmayan bir tarım ülkesi, üstüne Osmanlı’dan miras kalan Düyun-u Umumiye borçları ve yabancı sermayenin elindeki demiryolları, limanlar, madenler... Üstelik genç Cumhuriyet, bütçe gelirlerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan aşar vergisini 1925’te kaldırdı. Yani köylünün üzerindeki en ağır yükü kaldırarak geliri azalttı.

Buna rağmen ne oldu? On beş yıl içinde binlerce kilometre demiryolu döşendi, yabancıların elindeki hatlar millileştirildi, 1930’da Merkez Bankası kuruldu, 1933’te Sümerbank, 1935’te Etibank ve Maden Tetkik Arama doğdu; Kayseri, Nazilli ve Ereğli bez fabrikaları, Karabük Demir-Çelik, şeker fabrikaları, kâğıt ve cam sanayii kuruldu. 1934’te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı yürürlüğe girdi. Aynı dönemde on binlerce memurun, öğretmenin, subayın maaşı ödendi; ülkenin dört bir yanına okul ve hastane yapıldı.

Şimdi asıl soru; bu devasa yatırım hangi vergiyle finanse edildi? Hangi ihracat fazlasıyla? Cevap; hiçbiriyle. Finansman, kurulan kamu finans mimarisinin kendisiydi. Merkez Bankası ve kamu bankaları eliyle yaratılan kredi, iç tahvil ihraçları ve kamu iktisadi teşebbüslerinin kendi yatırımlarını fonlayan yapısı finansmanı sağladı. Devlet, elindeki parayı harcamadı; yatırımın finansmanını yarattı ve karşılığını fabrika, ray ve köprü olarak reel ekonomiye kazandırdı. Cumhuriyet’in mucizesi bir tasarruf mucizesi değil, bir kamu kredisi mucizesidir.

İKİNCİ KANIT: 6 ŞUBAT DEPREMİ VE YARIM MİLYON KONUT

Aynı mekanizmanın en yakın tarihli örneği önümüzde duruyor. 6 Şubat 2023’te on bir ili vuran, milyonlarca insanı evsiz........

© Aydınlık