Nasıl bir dünya kuruluyor? - 1
Bugün MAGA’cılar dâhil dünyanın yeniden şekillendiği konusunda tereddüdü olan yok. Evet, dünya yeniden şekillenecek. Ama bu yeni şekillenme nasıl olacak, bu konuda çeşitli düşünceler var. Önce bu şekillenmenin hangi temel üzerinde yükseleceğini düşünmek, analiz etmek gerekiyor.
Bu temeli doğru tespit etmek için daha önce dünyayı şekillendiren güçlerin neyi temel aldığına bakalım.
Antik çağlardan bu yana, yani ilk uygarlıkların şekillenmeye başladığı yıllarda tek merkezli dünya yoktu. İnsanın uygarlık geliştirmeye başladığı büyük nehir deltaları; Mezopotamya-Sümerler, Nil-Mısır, Ganj-Hind ve Sarı Irmak-Çin uygarlıklarının geliştiği merkezler olmuştur. Bu taşan nehirlerin alüvyon sağladığı alanlarda tarım geliştirilmiştir. İnsan toplulukları yerleşik uygarlıklar kurarak gereksinimlerinden fazla ürün yetiştirmeye başlamış, bu gelişme sınıfları dolayısı ile antik çağ uygarlıklarını yaratmıştır.
Daha sonraki yüzyıllarda uygarlık merkezi, Mezopotamya ve Mısır’dan kalkarak Akdeniz’i merkez almaya başlamıştır. Fenike, Yunan, Kartaca ve son olarak Roma İmparatorluğu Akdeniz merkezli büyük imparatorluk ve uygarlık merkezi kurmuştur. Akdeniz büyük bir meta ticareti merkezi haline gelmiştir.
Akdeniz’de son olarak kurulan Osmanlı İmparatorluğu sonrası dünyanın döndüğü ve yuvarlak olduğu fikri ete kemiğe bürünmüş, Avrupalı gezginler Hindistan’a ulaşmak hedefi ile Amerika kıtasını keşfetmişlerdir. Artık tüm dünya birbirini tanıma ve ticaret yapma evresine girmiştir.
Batı Avrupa’da gelişmeye başlayan kapitalizm, 19. yüzyıl başlarında evrilerek o dönemin geri kalmış ülkelerine sermaye transferi yaparak emperyalist döneme adım atmıştır.
Büyük Britanya İmparatorluğu tüm dünya hâkimiyetinin ilk temsilcisidir. Biriken sermayesini dünyaya transfer ederek oradan merkeze büyük kâr transferleri yapmaya başlamıştır.
2. Dünya Savaşı sonrasında ise bu hegemonyayı ABD, Büyük Britanya’dan devralmıştır. Bu devri, 1944 yılında Sovyetler Birliği hariç kalan dünyaya ABD dolarını dünya ticaretinin para birimi olarak kabul ettirerek yapmıştır.
Dikkat ederseniz tüm uygarlık ya da hegemonya merkezleri ekonomi temelli şekillenmiştir. Bu ekonomik hegemonyayı desteklemek için büyük askeri güçler oluşturmuşlardır.
Yani bugün oluşacak kutupların da temelinde ekonomik ilişkiler olacaktır.
Burada şu notu da eklemem gerekecek; emperyalist Atlantik sistemi 1980’li yıllardan itibaren küreselleşme politikaları dayatmasına karşın bugün küreselleşmenin devamını, başta Çin olmak üzere BRICS ülkeleri savunmaktadır. Emperyalist merkezler küreselleşme karşıtı bir eylem dönemine girmişlerdir. Bu politika esas olarak Atlantik sisteminin lideri ABD’de daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.
Bugün çok kutuplu dünya diye düşündüğümüzde genel olarak kabul edilen; ABD ve diğer Avrupa, Avustralya, Japonya, Kanada vb. gibi ülkeler bir kutbu oluştururken, diğer kutbun ise başını Çin ve Rusya’nın çektiği, esas olarak BRICS ülkelerinin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu iki kutuplu bir dünyadan bahsedilmektedir.
Bu gerçekçi midir? Yoksa dünya daha fazla kutuptan mı oluşacaktır? Ya da ana iki kutbun alt bölümleri mi olacaktır?
Not: Yazımız yarın devam edecek.
