Üst perdeden meydan okuma
Frankfurt Okulu temsilcilerinden Habermas, Uluslararası Hukukun Anayasalaşması konusuna epey değinmiştir.. Bu konudaki makalesini 2019 sonuna kadar öğrencilerime okuma parçası olarak önerirdim.. Ama sözlü olarak da epey sert eleştirirdim. Bir süre sonra bazı öğrencilerimin gözünde “düzdünyacı” oldum..
Ne var ki bazı gelişmeler eleştirel bakışımızın haklılığını netleştirdi.. Artık mevcut durumu anlamadan, hayaller ve fanteziler üzerine konuşmanın pek gereği de yok..
Zira anayasal güvenceleri olmayan bir hukuk dalının varlığını desteklemek pek mümkün gözükmüyor..
Ne var ki kendini ve düşünsel dünyasını üzerine kurduğu zemini sürekli sorgulayan bir akademisyen olarak anayasal kurumsallaşmanın, devletlerin özne olduğu bir uluslararası hukukta mümkün olamayacağını bilecek kadar ayaklarım yere basıyor..
Kimsenin değirmenine su taşıma derdimiz olmadığı için de inanmadığımız safsataları, beyinleri bize emanet edilmiş pırıl pırıl gençlerimize anlatıp onları hegemonyanın vazgeçilmezliğine inandırma yönünde bir ihanete de girmek istemem..
Aynı şekilde düşünmekte olan devlet tüzel kişiliğimiz adına Cumhurbaşkanımız da önceki gün Birleşmiş Milletler Genel Kurul kürsüsünde çok net bir şekilde kurumsal gerçekliğin temsilden uzak olduğunu söyledi..
İLLÜZYON KAPILAN MİLLETLER İÇİN TEHLİKE BÜYÜKTÜR
Gerçekten mi?
Hepsi yalan mıydı?
Ya da 80 yıllık bir illüzyon mu gördük?
Kafka’nın dediği gibi illüzyonun nezaketi başımızı döndürdü ve Gazze’deki soykırımı, Irak, Suriye, Libya ve Venezuela’nın talan edilişinin acısını hissedince mi illüzyonun tehlikesini anladık..
Son dört beş yıldır yazılarımı takip edenler bilirler..
Başta Aydınlık Gazetesi, Bilim ve Ütopya ve Teori dergileri olmak üzere aykırı düşüncelerimi paylaşma yönünde fırsat veren yayın organlarında ileri sürdüğüm bir görüşüm vardı..
1945 yapısı ağır bir çöküş yaşıyor… Gerçek bir güçlendirme yapılmazsa en ufak bir depremde un ufak olacak..
İnsanlık onuru, egemen eşitlik, kendi geleceğini........
