menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP Önderliğindeki Sokak Hareketi -1- Tencere sesine değil ABD çağrısına koşuyorsunuz

92 0
05.04.2025

Her tencere tava sesi duyduğunda sokağa fırlayanlar, kendi niyetleri ne olursa olsun, tencere sesine değil, ABD emperyalizminin çağrısına koşuyorlar.

Öncelikle belirtelim, “Sokak Hareketi” isimlendirmesi bize ait değil. Bu isimlendirmenin patenti, Sahte Sola aittir. Yakın tarihimizde, halktan kopuk, haklı zeminde olmayan, başarı gözetmeyen, başıbozuk hareketler, bu isimle sahne aldılar. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, 21 Mart 2025 gününden bu yana, kitleleri “Sokağa” çağırıyor.

CHP Genel Başkanı’nın heyecanlı çağrılarıyla başlayan Sokak Hareketinin karakterini belirlemek, o eylemlere katılan geniş kitlelerin aydınlatılması bakımından önem taşıyor. Çünkü çağrıda bulunan önderliğin amacı ile eylemlere katılan yüz binlerin niyetleri örtüşmüyor.

Kuşkusuz bir kitle hareketinin toplumsal süreçteki konumunu, eylemlere katılanların niyetleri değil, fakat hareketin önderliği belirler. Her kitle hareketi tarihsel süreçte mevzilenir. Hele böyle geniş kitleleri yönlendiren hareketler, tarihsel sürecin dışında değil, içindedirler.

Bugün Türkiyemizin yaşadığı tarihsel süreci 2007 Ergenekon tutuklamalarıyla ya da 2014 Baharında Vatan Partisi önderliğinde Silivri Duvarlarını yıkmamızla başlatabiliriz. Yıktığımız duvar, ABD emperyalizminin duvarıydı. Duvardan kurtardıklarımız da, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vatansever komutan ve subayları ile Vatan Partisi önderleri ve millici aydınlarımızdı. O zamandan bugüne devam eden tarihsel süreç, Atlantik emperyalizminden kurtularak Yükselen Asya Uygarlığı’nın öncü konumlarına yerleşme yönündedir. CHP Genel Başkanı da, süreci, “Batı ile bütünleşme” ile “Batıdan uzaklaşma” arasındaki mücadelenin belirlediğini saptıyor.(1) Bu süreç, bütün tarihsel örneklerdeki gibi inişli çıkışlıdır, zikzaklar içerir. Süreci ilerleten güçler ile sürece direnen güçler arasındaki mücadele, yalpalamalara ve hatta kimi zaman kamp değiştirmelere dahi neden olur.

Süreçteki saflaşma ya da cepheleşmeyi belirleyen, kuşkusuz sınıfsal çıkarlardır. Millî çıkarlar da sınıfsaldır. Bugün emperyalizm ile Türk milleti arasındaki çelişme sınıfsal temele dayanır. Karşı tarafta ABD ve İsrail merkezli emperyalist sermaye sınıfı bulunuyor. Türkiye tarafı ise, işçi sınıfı, yoksulundan zenginine kadar çiftçiler, öncelikle esnaf ve zenaatkârları da kapsamak üzere bütün küçük sermaye ve mülk sahipleri, millî sanayici ve tüccarlardan oluşuyor. Devlet memurları, millî sınıfların sivil ve asker aydınları yanında Millî Devlet, millet ve vatan safında mevzilenen herkes, bu cephenin unsurlarıdır.

ABD emperyalizmi, İsrail Siyonizmi ve onlarla işbirliği halindeki sınıfsal unsurlar ise, Atlantik cephesindedir. ABD’den Avrupa’ya uzanan bu cephenin bugün Küreseller ve Nasyonalistler diye ikiye bölündüğünü elbette görüyoruz. Ancak temel programları, son tahlilde emperyalist-kapitalist sistemin programıdır. Bu sisteme yaşadığımız dönemde Atlantik Sistemi diyoruz.

Sonuç olarak, bugün Türkiye’de temel saflaşma, ABD emperyalizminin küresel efendileri ile Türkiye’nin Millî Devleti ve Türküyle Kürdüyle Türk Milleti arasındadır. Vatan Partisi Programında saptandığı üzere “Türk de biziz Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz.

Tarih boyunca bütün kitle hareketlerinin katılanları, halk kitleleridir.

Hitler’i ve Mussolini’yi iktidara götüren kitle hareketinde de, buna karşılık Cromwell,........

© Aydınlık