menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tanrı’nın terk ettiği bir dünyanın epiği

31 0
19.07.2026

Roman diye bir edebi tür neden var? İnsanlık neden bir gün oturup roman diye bir şey icat etmiş?

Roman, içine yerleştiği her tekil metin gibi, belirli bir tarihsel dönüşümün, hatta bir kopuşun ürünü.

SORUNLU BİREYİN DOĞUŞU

Bunu bize en çarpıcı biçimde genç Lukács göstermiştir. Henüz Marksist değilken, Birinci Dünya Savaşının patladığı aylarda oturup Roman Kuramı isminde bir kitap yazmıştı. Kitabın daha ilk sayfasında öyle bir cümle var ki bütün kuramı tek başına sırtlanıyor: “Ne mutludur, yıldızlarla kaplı gökyüzünün tüm olası yolların haritası olduğu çağlar.” Destan çağının insanından söz ediyor Lukács. O çağda ruh ile dünya, iç ile dış, henüz ayrılmamış bir bütünün iki yüzüdür.Yol çizilidir, insana yalnızca yürümek düşmüştür. Sorgulanacak bir mesafe yoktur.Çünkü anlamı aramak gereksizdir, zaten oradadır.

Romanın doğuşu bu destan çağının çözüldüğü yerde başlıyor. Feodal-dinsel dünyanın çözülüşüyle birlikte birey artık anlamı kendi başına aramak, kendi hayatını bir kendini tanıma çilesine çevirmek zorunda kalmıştır. Lukács buna sorunlu birey diyor. Çünkü destan kahramanının hiç ihtiyaç duymadığı bir arayıştansorumludur bu figür ve roman biçiminin kendisi de bu arayışı taşıyabilecek bir kalıba, biyografik forma muhtaç hale gelmiştir. Roman kahramanı artık bir bütünü kendi hayatıyla yeniden kurmaya çalışan yalnız bir öznedir.Ama önündeki sonsuzluğun, destanın kendi sınırını kendinden türeten organik sonsuzluğu ile alakası yoktur artık. Lukács buna kötü sonsuzluk diyor, çünkü roman, malzemesinin dağınıklığını ancak dışarıdan dayatılan kesin sınırlarla durdurabilir, kahramanın ölümüyle ya da kendini nihayet tanımasıyla. Destan kahramanlarını düşünelim, er geç bir sükûn........

© Aydınlık