menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Su krizi değil, medeniyet krizi

22 2
11.01.2026

Son yazımızda enerji yoksa yapay zekâ da yok demiştik. Şimdi bir adım daha atıyoruz. Su yoksa enerji de yok. Denilecektir ki güneş enerjisi var ya! Onu ayrıca tartışırız. Su yoksa o da yok, şimdilik bunu söylemekle yetinelim. 7 Mayıs 2025 tarihli, İnsanlığın su hazinesi ve Türkiye’nin konumu başlıklı köşe yazımda bölgesel ve dünya çapında “su” işbirliği stratejilerine değinmiştim. Aydınlık okurlarına bu yazıyı tekrar okumalarını öneriyorum. Yazı gazetemizin internet sitesinde yer almaktadır.

Su meselesini tüm yönleriyle anlayarak ülkemizin ve tüm insanlığın ortak geleceği için politikalar ve teknolojiler geliştirme noktasında bilinçli olmalıyız. Her konuda olduğu gibi su meselesinde de devrimci kararlar alma eşiğindeyiz.

Suyun gücü, insanları bir araya getirme potansiyelinde gizlidir.

Bu soruya verilecek en yüzeysel cevap, “canlıların yaşaması için gerekli bir madde” olur. Oysa bu cevap, gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını kapsar. Su, canlılıkla eş anlamlı değildir; canlılığın nasıl, ne ölçekte ve hangi karmaşıklıkta sürdürülebileceğini belirleyen temel sınırdır.

Bir insanla bir atı düşünelim. At, günde onlarca litre suya ihtiyaç duyar; kas yapısı, sindirim sistemi ve hareket kapasitesi bu suya bağımlıdır. Bir geyik, daha az suyla yaşayabilir; metabolizması, bulunduğu ekosisteme uyumlu biçimde evrilmiştir. Bir kedi, suyun önemli bir kısmını avladığı canlılardan alır; susuzluğunu bastırmak için sürekli bir su kaynağına ihtiyaç duymaz. Tahtakurusu, haftalarca su içmeden hayatta kalabilir; yaşam döngüsü minimum enerji ve sıvı tüketimi üzerine kuruludur. Bir bakteri ise mikroskobik ölçekte, nemli bir yüzeyde çoğalabilir; onun için bir damla su, bir okyanus kadar geniştir.

Bu canlıların tamamı “yaşar”. Ancak yaşamak ile dünyayı dönüştürmek arasında belirleyici bir fark vardır.

Her tür, suyu kendi biyolojik döngüsü içinde kullanır. Su, hücre bölünmesinde, sindirimde, dolaşımda, ısı düzenlemesinde yer alır. Ancak bu süreçlerin tamamı, doğanın sunduğu çerçevenin içindedir. Hayvanlar suyu tüketir, fakat onu örgütlemez. Doğa içinde var olurlar; doğayı yeniden kurmazlar.

İnsan burada ayrışır.

İnsan da biyolojik olarak diğer canlılara benzer şekilde suya bağımlıdır. Susuz birkaç gün yaşayamaz. Hücreleri, organları ve metabolizması suya muhtaçtır. Fakat insan, suyu yalnızca yaşamak için değil; bir düzen kurmak için kullanır. İnsan, suyun akışını değiştirir, depolar, yönlendirir, paylaşır ve çatışma konusu hâline getirir.

İşte bu noktada su, biyolojik bir gereksinim olmaktan çıkar; medeniyetin altyapısı hâline gelir.

Tarihsel olarak bakıldığında, insan topluluklarının kalıcılaştığı her yerde su vardır. Nehirler yalnızca içme kaynağı değildir; tarımı mümkün kılar, yerleşimi........

© Aydınlık