menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geleceği hesaplamak

24 0
10.05.2026

Rusya Doğrudan Yatırım Fonu’nun (RDIF)’in tepe yöneticisi Kirill A. Dmitriev bir X paylaşımında Rusya’nın hesaplama gücü kaynakları açısından dünya lideri olduğunu öne sürdü. Doğrudur ve bu yazıya ilham vermiştir. Yirminci yüzyılda ülkelerin kaderini çelik üretimi, petrol kaynakları, demiryolları, elektrik şebekeleri ve ağır sanayi kapasitesi belirliyordu.

Bugün bunların yanına yeni bir stratejik güç daha eklenmiştir.

Bu güç hesaplama gücüdür.

Hesaplama gücü, bilgisayarların ne kadar hızlı işlem yaptığına indirgenemeyecek kadar önemli bir kavramdır.

Bir ülkenin veri işleme, yapay zekâ geliştirme, bilimsel simülasyon yapma, savunma sistemlerini yönetme, sanayisini optimize etme ve geleceği modelleme kapasitesi doğrudan hesaplama altyapısına bağlıdır.

Bugünün dünyasında hesaplama gücü, aklın makineleşmiş üretim kapasitesi haline gelmiştir. Sanayi devrimi insanın kas gücünü makineyle nasıl büyüttüyse, yapay zekâ çağı da insanın düşünme, analiz etme ve karar verme kapasitesini hesaplama altyapısıyla büyütmektedir.

Fakat burada çok önemli bir gerçek vardır.

Hesaplama gücü havadan gelmez.

Bulut dediğimiz şey, gökyüzünde uçuşan soyut bir teknoloji değildir. Bulut, devasa veri merkezleridir; beton, çelik, kablo, çip, soğutma sistemi, trafo, fiber ağ ve en önemlisi elektriktir.

Dört temel bileşeni vardır ve her birini ayrı ayrı ele almak gerekmektedir.

Birincisi, enerji. IEA’nın projeksiyonlarına göre küresel veri merkezi tüketimi 2030’da 945 TWh’a yani Japonya’nın yıllık tüketimine ulaşacak. Tek bir büyük yapay zekâ eğitim tesisi 100-1.000 MW arasında elektrik çekiyor; bu 80 ile 800 bin hane arasındaki tüketime denk. Yeni nesil “AI mega-fabrikalar” 1-5 GW kapasiteyle planlanıyor. Bir GPT-4 eğitim koşusu 50 GWh elektrik harcıyor, 40 bin Amerikan evinin yıllık tüketimi.

İkincisi, çip. En gelişmiş işlemciler bugün Tayvan’da TSMC tarafından, Hollanda’nın ASML litografi makineleriyle üretiliyor. Hafıza Kore’den (Samsung, SK Hynix) geliyor. Tasarım ABD merkezli (Nvidia, AMD). Bu zincirin tamamına aynı anda erişebilen bir ülke bile yok hatta ABD bile bu zincire bağımlı.

Üçüncüsü, veri. Yapay zekayı eğitmek için devasa veri kümeleri lazım. Bu Türkçe gibi dillerde özellikle önemli: kendi dilinizde yeterli veri yoksa, modeller başka dillerin bakış açısıyla düşünür. Bu kültürel-bilişsel egemenlik meselesidir.

Dördüncüsü, insan. İyi mühendisler olmadan ne çip tasarlanır ne model eğitilir ne veri merkezi işletilir. Beyin göçü vermeyen, niteliği yetiştiren ve tutan ülkeler kazanır.

Yapay zekâ çağının en kritik kısıtı enerji olacaktır.

Bugün büyük yapay zekâ modelleri milyarlarca, hatta trilyonlarca parametreyle çalışıyor. Bu modellerin eğitilmesi için devasa GPU kümeleri gerekiyor. Daha da önemlisi, model eğitildikten sonra milyonlarca insanın her gün sorduğu sorulara yanıt vermesi için sürekli çalışan veri merkezleri gerekiyor. Yapay zekânın maliyeti yalnızca modelin ilk eğitiminde ortaya çıkmıyor; her gün, her saat, her sorguda yeniden üretiliyor.

Buradan çıkan sonuç açıktır. Yapay zekâ yarışı artık enerji, veri merkezi ve çip yarışından ayrı düşünülemez hale gelmiştir. Ülkeler yalnızca petrol kuyuları, doğal gaz boru hatları, madenler veya limanlar üzerinden değil; veri merkezleri, yarı iletken tedariki, enerji şebekesi ve yapay zekâ altyapısı üzerinden de rekabet etmektedir.

Türkiye açısından mesele çok daha somuttur.

Bugün Türkiye’nin yıllık........

© Aydınlık