menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çöküşten Anka’ya

31 32
08.02.2026

Kendimi bildim bileli şiir ve türkü severim; biri kelimeyi derinleştirirken diğeri yaşanmış duyguların sesini taşır. Bu iki duygu zamanla birbirini besledi. Resim tutkum ise özellikle toplumcu ressamların eserlerinde düşünsel bir sığınak buldu; çünkü o tuvallerde yalnız estetik değil, emek, acı ve umut da konuşur. Bu noktada Prof. Caner Karavit’in “rüzgârın ressamı” diye andığım eserleri, zamanı durdururken aynı anda bir akış hissi yaratır. Haber sağanağı altında yorgun düşen insan için sanata yönelmek bir kaçış değil, kendine dönüşün en insancıl yoludur; belki de bu yüzden ilham, sanata gönül verenlere biraz daha yakın durur.

Ankara’mız, Anka’mız...Başlayalım...

Dışarıdan kırılan yumurta yiyecektir; içeriden kırılan ise yeni bir hayat.

Belki de çağımızın en büyük yanılgısı burada başlıyor:

Kırılmayı hep dışarıdan bekliyoruz. Oysa tarih, içeriden doğanların hikâyesidir.

Bugün “bunalım” dediğimiz şeyi bir arıza gibi ele alıyoruz.

Psikolojik reçeteler, ekonomik paketler, siyasal makyajlar…

Hepsi aynı varsayıma dayanıyor:

Sistem sağlam, sorun geçici.

Oysa gerçek tersidir.

Bunalımla kavga edilmez; çünkü bunalım bir hastalık değil,

tarihin doğum sancısıdır.

Sistem çözemiyorsa, sorun bireyde değil, sistemin kendisindedir.

Ve evet, bunu söylemekten kaçınsak da:

Bir çağ bitiyorsa, onu tamir ederek kurtaramazsınız.

Tarih yalnızca savaşların değil,

ideolojilerin de mezarlığıdır.

Feodalizm aristokrasinin ideolojisiydi.

Toprağa bağlılık, hiyerarşi, soyluluk…

Bunlar yalnızca kültürel değerler değil,

üretim ilişkilerinin düşüncedeki yansımasıydı.

Burjuvazi yükseldiğinde yeni bir ideoloji doğdu:

Özgürlük, birey, piyasa, mülkiyet…

Sanayi devriminin buharı yalnız fabrikaları değil,

zihinleri de çalıştırdı.

İşçi sınıfı sahneye çıktığında ise başka bir iddia ortaya atıldı:

Sınıfların ortadan kalktığı bir dünya.

Burada kritik bir ayrım var:

♦ Teori, dünyayı açıklar.

♦ Doktrin, ne yapılacağını söyler.

♦ İdeoloji ise bunların ötesinde,

tarihin içinden doğan zorunlu bilinçtir.

İdeoloji masa başında yazılmaz.

Üretim güçleri ile üretim ilişkilerinin geriliminden doğar.

Yani tarih, yalnız olayları değil,

düşünceleri de üretir.

İşçi sınıfının en radikal iddiası şuydu:

Kendi varlığını da ortadan kaldırmak.

Çünkü sınıfların olmadığı bir dünyada

hiçbir ideolojiye de ihtiyaç kalmaz.

Orada düşünce,........

© Aydınlık