21. yüzyılın hiperşehirleri-2
Geçen hafta hiperşehir kavramını tartışmaya açmış, yoğunluk ile yığılmanın aynı şey olmadığını, şehrin değerinin her anlamda üretim gücüne bağlı olduğunu söylemiştik. Bu hafta tartışmayı haritaya taşıyoruz.
Başlarken bir yanlış anlaşılmayı ortadan kaldıralım. Biz bu yazı dizisinde bir hiperşehir hedefi ortaya koymuyoruz. Kimseye "şu ölçeğe ulaşın" demiyoruz. Yaptığımız iş, dünyadaki şehirleşme süreçlerinin vardığı son noktayı anlamaya çalışmaktır. Şehirler nereye gidiyor, hangi ülkeler hangi nedenlerle hangi ölçeklere ulaşıyor, bu ölçeklerin insana ve ülkeye maliyeti nedir? Sorumuz budur.
Birleşmiş Milletler'in Kasım 2025'te yayımladığı Dünya Şehirleşme Öngörüleri raporuna göre nüfusu 10 milyonu aşan megakent sayısı 1975'te sekizken bugün 33'e çıkmış durumda ve bunların 19'u Asya'da. Cakarta yaklaşık 42 milyonla dünyanın en kalabalık şehri; Dakka 40 milyona yaklaşıyor, Tokyo 33 milyon. 2050'de megakent sayısının 37'yi bulması bekleniyor.
Fakat bu listede bulunmak tek başına bir başarı belgesi değildir. Cakarta dünyanın en kalabalık şehri olurken aynı zamanda batan şehridir; bazı bölgelerinde zemin yılda 25 santime varan oranlarda çökmektedir. Endonezya bu nedenle 33 milyar dolarlık bir maliyetle başkentini Borneo'daki ormanlık alana, Nusantara'ya taşıyor.
O hâlde 21. yüzyılın hiperşehrini nasıl tanımlayacağız?
Hiperşehir; doğayla uyum içinde kurulan, yapay zekânın ve otomasyonun üretimden hizmete yaygınlaştığı, temiz, geri dönüşüm sistemi gelişmiş, insan yaşamını kolaylaştıran, doğal afetlere dayanıklı, sanat ve kültür olanakları zengin, su ve gıda tedarik zincirini üst düzeyde yöneten, milli devletin merkezî politikalarının başarımını destekleyen, eğitimli ve nitelikli insan kaynağı üreten şehirdir. Daha ileri bir ifadeyle, bilimsel sosyalist bir anlayışla insanlığa fayda üreten üstün bir şehir oluşumundan söz ediyoruz.
Bu ölçütlerin hiçbiri gökdelen sayısıyla ölçülmez. Tamamı, o şehirde yaşayan insanın gündelik hayatında karşılığı olan ölçütlerdir.
GEÇMİŞİN ROMANTİZMİ GELECEĞİN ROMANTİZMİ
Yeni çağın gözde şehirleri, yalnızca sermayenin yoğunlaştığı şehirler de değildir. Bu ayrımın altını çizmek gerekiyor.
Petrol gelirleriyle çölün ortasına dikilen kulelerden söz etmiyoruz. Yüzyıllar boyunca sömürgelerden aktarılan zenginliğin taşa ve mermere dönüştüğü Avrupa şehirlerinden de söz etmiyoruz. Bu şehirlerin görkemi, kendi üretim güçlerinin değil, başka halkların emeğinin birikimidir.
Bugün Avrupa şehirleri geçmişin romantizmini yapıyor. Meydanları, katedralleri, müzeleri korunuyor; şehir bir açık hava sergisi hâline geliyor. Turizm geliri artıyor, ancak şehrin kendisi geleceğe dair bir öneri üretmiyor.
Asya şehirleri ise geleceğin romantizmini yapabiliyor. Çin'de, Singapur'da ve benzeri ülkelerde şehir hâlâ bir tasarım nesnesi, hâlâ bir gelecek tasavvuru. Kamuculuk parlayan yıldız.
7/24 YAŞAYAN ŞEHİRLER
Asya'daki asıl yenilik, ölçeğin kendisi değil, ölçekle birlikte gelen canlılıktır.
Teknoloji, geleneksel kültür, sağlık, eğitim ve her şeyden önce nitelikli ve pratik erişimin yaygınlaşması, orada 7 gün 24 saat yaşayan şehirler ortaya çıkardı.........
