Televizyon ve özgürlük
Her üç Almandan biri ekran bağımlısı. Boş saatlerini televizyon karşısında geçiriyor. Haftalık programları ezbere biliyor! Bağımlı olduğu dizinin yayın saati geldi mi evinde yaşam duruyor! Futbol maçı veya polisiye onun için akşam yemeğinden önemli. Uykudan da! Sabaha karşı birde, ikide yorgun, bitkin, dayak yemiş gibi yatağa girenler var. Bu insanlar bütün gününü büroda bilgisayar karşısında geçiriyor. Farkında olmadan gözleri bozuluyor, sırtına, beline, kollarına ağrılar giriyor, düşünemiyor, bilgisayar ne derse onu yapıyor! Yanında oturan iş arkadaşıyla doğru dürüst iki lâf bile edemiyor, eve dönerken sürekli elindeki smartphone’a bakıyor. Kapıdan içeri girer girmez televizyon onu bekliyor... Yemek diziyle veya maçla yeniyor. Evde kitap, gazete okunmuyor. Zavallı TV-bağımlısı kendini vur-kırlı polisiye filmlerinden veya uyku getirici, bıktırıcı açık oturumlardan kurtaramıyor!
Geçenlerde, bir akşam yemekten önceydi, gazetenin televizyon sayfasına bir göz attım. Bakalım kanallar o akşam bizlere ne sunuyordu? Gördüklerimle gözlerime inanamadım, şaşırdım, öfkelendim. Almanya'nın en çok izlenen altı TV kanalı o akşam saat 20 ile 24 arasında tam 11 (on bir) polisiye, macera, vur-kır filmi yayınlayacaktı! Polisiyeden canı sıkılan isterse – insanı gülmekten çok öfkelendiren – komik şovlara da zaplayabilirdi!
Goethe'nin, Schiller'in, Beethoven'in ülkesinde günümüz insanı televizyona 'tutsak'. Birileri farkında olmadan onun beynini yıkıyor, onu bağımlı yapıyor, kimi çıkarlar uğruna onu ekrana alıştırıyor, uyuşturuyor. Bağımlı televizyon izleyicisi hiçbir şeyden habersiz, çoğunluğa hükmeden azınlığın (!) peşinde, onun dümen suyunda gidiyor.
Meraklı izleyici öğretici belgeselleri, operaları, klasik konserleri samanlıkta iğne arar gibi arıyor!........
