Türkiye’de basın özgürlüğü için Brüksel’den çağrı
Belçika'nın başkenti dün Türkiye'de gazetecilere yönelik baskılara karşı ve basın özgürlüğünün tanınması için önemli bir toplantıya sahne oldu. Türkiyeli demokratik kuruluşların ve şahsiyetlerin oluşturduğu Platforum'un Brüksel yakınındaki Tervuren'de, Parochiezaal Moorsel salonlarında düzenlediği panelde, yazar Sevim Kahraman Yanardağ halen Türkiye'de tutuklu bulunan eşi gazeteci Merdan Yanardağ'ın gönderdiği bir mesajı okuyarak yurt dışındaki tüm ilerici ve demokratları Türkiye'de basın özgürlüğünün sağlanması için verilen mücadeleye çağırdı.
Almanya'dan gelen Tele2'nin temsilcisi Mehmet Tanlı ile yazar Erdinç Utku'nun da bu çağrıyı destekleyen konuşmalarından sonra ben de Türkiye'de sözüm ona "demokrasiye geçiş"in başladığı 40'lı yıllardan bu yana basın özgürlüğünün ayaklar altına alınmasının tarihsel boyutunu vurgulayan ve çağrıyı paylaşan aşağıdaki konuşmayı yaptım.
Türkiye’de özgürlük mücadelesi veren değerli meslektaşlarımdan Merdan Yanardağ ile dayanışma için bu müstesna toplantıyı düzenlemiş olan tüm arkadaşlara yürekten teşekkür ediyorum. Bittabi, bir büyük teşekkür de benden önce konuşarak Merdan’ın mücadelesini ve uğradığı haksızlıkları ayrıntılı olarak dile getiren Mehmet Tanlı, Sevim Kahraman Yanardağ ve Erdinç Utku’ya…
Bu toplantıda beni mutlu kılan bir özellik de, Merdan’la aynı kavgayı paylaşan sevgili eşi yazar Sevim Kahraman Yanardağ ile aynı tribünde yer alıyor olmam… Nasıl olmasın ki, aynen onlar gibi, 74 yıllık gazetecilik yaşamımda tüm mücadeleleri, başarıları ve acıları 61 yıldır gazeteci eşim İnci Tuğsavul ile paylaşıyorum.
Kendisi ciddi bir sağlık sorunuyla mücadele ederken bu toplantıda meslektaşlarıyla ve dostlarıyla birlikte olmakta ısrar etti.
Bugün burada sizlerle konuşurken, sosyalist yayıncı bir dostumun tam 58 yıl önce bugün Türk Devleti’nin basın ve yayın düşmanlığının kurbanı oluşunun yıldönümü acısını da içimde taşıyorum.
Evet, tam 58 yıl önce bugün, 12 Nisan 1968’de, 60’lı yılların mücadeleci yayıncılarından Mehmet Ali Ermiş, ciddi sağlık sorunlarına rağmen, Türk Ceza Yasası'nın 142. maddesinden yargılandığı mahkemenin sanık sandalyesinde can vermişti.
Cağaloğlu’nda bizim Ant Dergisi ve Yayınları ile aynı binada mücadele veren dostum Mehmet Ali, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek sürgünde can veren büyük ozanımız Nazım Hikmet’in Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim adlı eserini yayınladığı için yargılanıyordu.
Dahası, dün akşam Türkiye’de özgürlüğün sesi olduğu için defalarca engellenen Apaçık Radyo’da dinlediğim bir programın yarattığı hüznün hâlâ etkisi altındayım… Bundan 80 yıl önce iktidarın komplosuyla İstanbul’da sokağa dökülen milliyetçi sürülerin dönemin tek sol gazetesi Tan’ı nasıl bastıkları, gazeteyi yöneten iki büyük gazeteci, Sabiha Sertel’in ve Zekeriya Sertel’in nasıl sürgüne zorlandığını anlatan Roman Gibi belgeselinin sunumu yapılıyordu.
Tan Baskını, benim gazetecilik yaşamıma damga vurmuş, sol mücadele kararlılığımı perçinlemiş olayların önde gelenlerindendir.
Evet, ben gazeteciliğe meslek olarak 1952’de İzmir’de muhalif bir gazetede başlamıştım. Ama çok daha öncesi var… Demiryolcu çocuğu olarak 2. Dünya Savaşı yıllarına denk gelen ilkokul yaşamım İç Anadolu bozkırının jandarma zulmü altındaki köylerinde geçmişti. Savaşın son yılında Konya’da bir ilkokuldaydım… Gazetelerin nasıl yayınlandığını öğretmek için bizi o kentte yayınlanan bir günlük gazetenin matbaasına götürmüşlerdi. Daha 9 yaşında tüm yaşamıma damga vuracak olan antimuanlı kurşunla orada tanışmıştım.
Dahası, her gün Cumhuriyet’in yanı sıra Tan gazetesini de okuyarak bize dünyada olup bitenleri anlatan öğretmenlerimiz, bizleri bir duvar gazetesi yapmakla görevlendirince gazeteciliğe ilk adımımı........
