DÜNYANIN SESSİZLİĞİ
Bazı sabahlar vardır, dünya gece boyunca yerinden oynamış gibidir. Perdeyi aralarsınız. Sokak yerindedir. Ağaçlar yerindedir. Karşı apartmanın pencereleri, gökyüzünün solgun mavisi, uzaktan gelen martı sesleri... Her şey olması gerektiği gibi durmaktadır. Fiziksel olarak hiçbir şey değişmemiştir, rasyonel düzen kusursuzca işlemeye devam etmektedir. Ama içinizde bir şey eksilmiştir. Ya da belki de bir şey, ilk kez tüm çıplaklığıyla görünür olmuştur. O ana kadar içinde nefes aldığınız dünya, birdenbire size ait değilmiş gibi, sanki size yabancı birer dekor gibi görünmeye başlar.Alışkanlık, insanın üzerine örttüğü en sinsi perdedir; o kadar incedir ki fark edilmez, o kadar kalındır ki kolay kolay yırtılmaz. Günleri birbirine bağlar, eşyaları tanıdık ve ehlileştirilmiş kılar, hayatı baştan sona açıklanmış, neden-sonuç ilişkilerine bağlanmış bir hikâyeye dönüştürür. Bu güvenli limanın içinde çoğu zaman gördüğümüz şey dünyanın kendisi değil, dünya hakkında kurduğumuz düşünceler, ona yüklediğimiz anlamlar ve kendi uydurduğumuz masallardır. Fakat sonra, kaçınılmaz bir an gelir. Bir ağaca bakarsınız ve onun sizin şiirlerinizden, anılarınızdan veya gölgesine sığındığınız o romantik duygulardan ibaret olmadığını, onun yalnızca "ağaç" olduğunu, kendi başına, size inat bir varoluşla orada dikildiğini fark edersiniz.Yıllardır sevdiğiniz, sesini ezbere bildiğiniz bir yüze bakarsınız, o yüzün ardında, sizin tüm şefkatinizin ve merakınızın erişemediği, aşılmaz bir uçurum bulunduğunu hissedersiniz. Bir sokağın ortasında durursunuz ve aşındığınız yolların, yürüdüğünüz taşların aslında sizi tanımadığını, sizin varlığınızdan tamamen bağımsız birer madde yığını olarak orada beklediğini anlarsınız. İşte........
