menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YUNUS'UN KARINCASIYLA MODERN VİCDAN ARASINDA

4 1
01.02.2026

Ali Yıldız’a cevaptır.

Yunus üzerine yazdığım Sonhaber gazetesinde yayınlanan makaleyi eleştirdiği için Yıldız'a 'teşekkür ederim.
Ancak;
Yunus Emre’nin merhamet dili ile 20. yüzyılın barış çağrılarını karşı karşıya koymak mı gerekir; yoksa insanlığın farklı çağlarda aynı vicdan arayışını sürdürdüğünü mü görmek gerekir?
Yıldız tartışmayı ,Russell ve Einstein örnekleri üzerinden yürütmüş. Ali Yıldız’ın kaleme aldığı metinde, Yunus’un irfan dünyası yüceltilirken modern çağın bazı barış çağrıları, onları dile getirenlerin sınıfsal kökenleri ve toplumsal konumları üzerinden küçümseniyor. Oysa ben meseleyi kişilerden ziyade fikirler, yöntemler ve tarihsel bağlam üzerinden tartışmayı gerekli görüyorum.
Yunus Emre, Anadolu’nun Moğol istilalarıyla sarsıldığı bir çağda, merhameti bütün varlığa yönelmiş bir ahlâk dili hâline getirmiştir. “Karınca incitmemek” yalnızca bireysel bir duyarlılık değil, ontolojik bir bakıştır; varlığı bir bütün olarak kavrama çabasıdır. Benim vurguladığım husus, bu gönül dilinin insanlık tarihinde eşsiz bir derinlik taşıdığıdır.
Ancak bundan, modern çağda nükleer yıkıma karşı yükselen seslerin değersiz olduğu sonucu çıkmaz. Yirminci yüzyılda atom bombasının yol açtığı felaketlere itiraz eden bilim insanlarının ve düşünürlerin varlığını, yalnızca onların doğdukları sosyal çevreler üzerinden tartışmak, meseleyi fikir düzleminden biyografi alanına kaydırmaktır. Bir düşüncenin ahlâkî değeri, sahibinin yoksul ya da varlıklı oluşuyla değil; söylediği sözün insanlık için neyi hedeflediğiyle ölçülür.
Russell’ın ya da Einstein’ın barış çağrılarını, “liberal aileden gelmiş olmak” gibi gerekçelerle gölgelemek, metodolojik olarak sorunludur. Tarih boyunca birçok insan, içinde doğduğu sınıfı eleştirmiş, kendi çevresine karşı söz alabilmiştir. Burada esas soru........

© Antalya Son Haber