KÜRT KİMLİĞİ-DİLSEL YANILSAMA TURANÎ KÖKLERDEN ARYEN EFSÂNESİNE
Mezopotamya ve Zagros havzasındaki kimlik oluşumlarını, göçler ve tarihsel etkileşimler bağlamında etnogenez perspektifiyle yeniden değerlendirdiğimiz zaman bazı somut gerçeklere ulaşırız.
Mezopotamya’nın etnik tarihi çoğu zaman antik ve değişmez kökenler üzerinden konuya bakmak lâzım. Bölgenin gerçek tarihi, göçlerin, siyasi mücadelelerin ve kültürel etkileşimlerin oluşturduğu çok daha karmaşık bir etnogenez sürecini göstermektedir. Bu etnoz oluşumları MÖ.3000 yıllarından itibaren hep Türk baskın karakterinin yönetiminde gelişmiştir.
Orta Doğu’nun dağlık coğrafyası, tarih boyunca statik bir “antik millet” barınağı olmaktan ziyade, İbn-i Haldun’un Mukaddime’de ortaya koyduğu bedeviyet ve asabiye dinamiklerinin çarpıştığı bir laboratuvar olmuştur.[1] İbn-i Haldun’a göre toplulukların yükselişi ve dönüşümü, sabit soy çizgilerinden çok sosyal dayanışma gücüne dayanır. Bu yaklaşım, Mezopotamya ve Zagros havzasındaki kabile yapılarını anlamak için güçlü bir teorik çerçeve sunar. Avrasya bozkırlarından tarih boyunca gelen Saka, Hun, Avar, Hazar ve diğer Turanî toplulukların hareketliliği yalnızca siyasi egemenlikler kurmakla kalmamış, aynı zamanda yerel kabile yapıları üzerinde kalıcı sosyolojik etkiler bırakmıştır. Bu nedenle Mezopotamya’nın etnik tarihi sabit bir kökenden ziyade göçlerin ve etkileşimlerin şekillendirdiği dinamik bir yapı olarak değerlendirilmelidir.
16.yüzyılda Osmanlı ile Safevi Devleti arasındaki mücadele, Doğu Anadolu ve Zagros havzasındaki aşiret düzenini derinden etkilemiştir. Yavuz Sultan Selim’in Safevi etkisine karşı kurduğu Sünni ittifak sistemi, bölgedeki aşiretlerin siyasi konumlarını yeniden tanımlamıştır.[2] Şener Üşümezsoy’un Kürt Kimliği adlı eserinde vurguladığı üzere, Safevi baskısından kaçan veya Osmanlı himayesine giren birçok Türkmen aşireti zamanla Nakşibendi tarikatının ümmetçi yapısı içinde Kurmanç veya Soran gibi üst kimliklerin altında toplanmıştır.[3] Bu süreç biyolojik bir soy değişiminden ziyade, modern antropolojinin etnogenez olarak tanımladığı tarihsel bir kimlik oluşumudur. Osmanlı tahrir defterleri ve aşiret kayıtları incelendiğinde bölgedeki kimliklerin sabit değil, siyasi koşullara........
