menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

VAPORETTODAN SIZAN ARKAİK SESLER: BİR BİENAL BOZGUNU

21 0
03.04.2026

Venedik. Suya batmakta olan bir mücevher kutusu. Her iki yılda bir, devasa bir antika dükkânına dönüşen Giardini'nin o yorgun patikalarında yürürken, insanın genzini yakan o tuzlu nemli hava sadece denizin değil, bir devrin de çürüme kokusunu taşıyor sanki. Modernite dediğimiz o hırslı projenin, 19. yüzyıldan kalma o tozlu "ulus-devlet" raflarını hala sanatla cilalayıp önümüze sürmesi... Bu, bir tür diplomatik nekrofili değil de nedir?

Ulus pavyonları! Yan yana dizilmiş kurgusal kimlikler. Bir yanda rasyonalizmin soğuk kalesi Almanya, diğer yanda estetiğin mirasıyla sarhoş İtalya ve aralarda, o parıltılı sofraya sonradan dahil edilmiş "Küresel Güney"in egzotik servis tabakları. Edward Said'in o meşhur Oryantalizm analizini bir kenara bırakalım; bugün mesele Batı'nın Doğu'yu nasıl gördüğü değil, Doğu'nun Batı'nın beklentilerine uygun bir "mağduriyet estetiği" üretmekteki o ürkütücü ustalığı. Sanat, artık bir ifade biçimi değil, bir pasaport kontrol noktası.

Bir Sınır İhlali Olarak Fırça Darbesi

Bu yılki 61. Bienal, daha kapılarını açmadan içine ölüm işledi. Küratör Koyo Kouoh (Bienal tarihinin kürsüsüne oturan ilk Afrikalı kadın) belirlediği temayı ilan etmeden, Mayıs 2025'te beklenmedik biçimde hayatını kaybetti. Ardında hem bir vizyon hem de o vizyonun taşıyıcısız kalan ağırlığı kaldı. Bienal, Kouoh'nun kurduğu ekiple devam etmeye karar verdi; sergi adı ise onun son nefesiyle şekillendirdiği gibi: In Minor Keys (Minör Tonlarda). Almanya pavyonunun sanatçılarından Henrike Naumann da Şubat ayında ansızın hayatını kaybetti. İki ölüm, iki posthumous sergi, iki "devam kararı." Bienal bu yıl kendini ne kadar da iyi biliyor! Devam etmek, kurum için her zaman en doğal reflekstir; tıpkı kesilen bir tırnağın uzamaya devam etmesi gibi hissiz ve........

© Antalya Son Haber