KUTSAL KALENİN ÇÖKÜŞÜ: AİLE, OKUL VE SİLAH
Nisan ayı, bu topraklarda baharın değil, biriken o çiğ öfkenin patlama mevsimiymiş meğer. Sabah kahvemin dumanı, masamdaki Şanlıurfa ve Kahramanmaraş haberlerinin soğukluğuyla dağılıyor. Üniversite koridorlarında "şiddet tekelini" kuramsal düzlemde tartıştığımız o steril günlerden; bir ortaokul öğrencisinin evdeki zula silahlara ulaşıp sınıf arkadaşlarını hedef aldığı bir gerçekliğe uyandık. Camus okurken "saçma"yı bir varoluş sancısı sanırdım; oysa 14 yaşındaki bir çocuğun, Elliot Rodger gibi küresel nefret ikonlarına öykünerek gerçekleştirdiği bu eylem "saçma" değil; sistemin kılcal damarlarına sızan o yapısal çözülmenin bir sonucudur.
Siverek’te başlayan o ilk kıvılcım, dijital evrende yankılanırken kurumsal mekanizmaların refleks hızı, bu yeni nesil şiddet dalgasının gerisinde kaldı. Maraş’ta yaşananlar ise şiddetin artık mahrem odalardan çıkıp kamusal alanın en korumasız noktasına, okula sızdığını gösteriyor. Bu durum sadece bir güvenlik açığı olarak tanımlanamaz; bu, modern toplumun en güvenli limanları sayılan "aile" ve "okul" yapılarının içten içe nasıl bir erozyona uğradığının somut bir göstergesidir.
Foucault, Disiplin ve Ceza’da okulları bedenlerin terbiye edildiği mekanlar olarak betimler. Ancak........
