HAYAL GÜCÜ, YARATICILIK VE PAREİDOLİA
Her okul çıkışında, cumartesi ve pazarları hep sevgi mabedimize çıkıyor yolumuz: anneanne, dede evine. Minicik bir balkona açılan ufacık tefecik mutfağa sığdırılmış dikdörtgen ahşap masada göz şenliği bir ikindi kahvaltısı bizi bekliyor. Bugünün serpme kahvaltılarına hiç benzemiyor; sade ve yalın ama her renkten payını almış bir gökkuşağı sofrası. Dedemin Ulus’taki halden yüklenip getirdiği meyveler anneannemin ellerinde çeşitli reçellere dönüşmüş, bizi bekliyor. Çöpü asla boylamayan bayatlayınca kızartılan ekmek kokusu bir daha hiç unutulmayacak bir şekilde limbik sistemin üst çekmecesinde depolanıyor. Sonra anneannem bakır bir cezvede kahve pişiriyor. Fal bakmadan bırakmıyor bizi. Sümerbank’tan alınmış üzerinde pembe, kırmızı güller ve soluk yeşil yapraklar bulunan ince, beyaz, adeta şeffaf, kulpu ince, sarı yaldızlı fincandaki kahvemi soğutup bir iki yudumda dibine erişiyorum. Telvesini sıyırma arzumu frenlemeye çalışıyorum zira anneannemin durugörüsünü dinlemeyi daha çok istiyor gönlüm. Sonra fincan tabağını ışığa tutup, gözlerimi iyice kıstırıp bu milimetrik kalınlığın arkasındaki şeyleri görebileceğim umudu ve hayaliyle tabağı evirip çeviriyorum. Anneannem fal seremonisindeki adımları yerine getirmek için tabakları istiyor. Fincanı kıvrak, bir iki saniyelik illüzyonistlerinkine benzer bir hareketle ters çevirip tabağa yerleştiriyor. Soğumasını beklerken sabırsızlanıyoruz bize söyleyeceği şeyler, vereceği haberler için. O, içimizi okuyor. Yüreğimiz aklımız fikrimiz ezberinde. Fincandaki tüm yollar umut ettiklerimize düşlediklerimize çıkıyor. Yüreğimize cesaret depolayan zihnimizi olumlayan bir psikoterapi sonrası bizi sevgi ve inançla karşılıyor hep, kapıdan yüreciklerimize taktığı iki ufak tülden kanatçıkla, şefkatiyle uğurluyor. Gözlerindeki ışığı halka halka yayan anneannemin pareidolia seanslarıyla şifalandırılmışız, öğreniyorum.
Pareidolia, insanların gördükleriyle benzerlikler algılaması olgusu. Beyin anlam yükleyebildiği........
