Kurguya kurgu, belgesel fotoğrafa belgesel
Kurgu sahne çekmek suç değil. Hatta gayet güzel bir şey. Bir fotoğrafçı bir sahne kurabilir, oyuncu kullanabilir, ışık koyabilir, mekân yaratabilir, insanlara “şuraya geçer misin?” diyebilir. Bunların hiçbirinde sorun yok.
Sorun, bütün bunları yaptıktan sonra fotoğrafın altına “belgesel fotoğraf” yazmaya başladığımız yerde ortaya çıkıyor. Çünkü belgesel fotoğrafın en temel meselelerinden biri, fotoğrafçının gerçekle kurduğu ilişkidir.
Foto muhabiri günlerce, haftalarca, bazen aylarca bir hikâyenin peşinden gider. İnsanlarla tanışır. Güven kazanmaya çalışır. Bekler. Bekler. Bir şey olmaz. Bir daha bekler. Bazen sabahın dördünde kalkar. Bazen 12 saat arabada gider. Bazen bütün gün fotoğraf çekemeden geri döner. Bazen tam “artık yeter” deyip çantasını toplarken hikâye bir anda karşısına çıkar.
Ve o anı yakalamaya çalışır.
Çünkü onun işi, hayatı istediği gibi yaratmak değil; hayatın karşısına çıkmasını beklemektir.
Sonra bir gün biri geliyor, parasını veriyor, insanlara “şurada dur, bunu yap, şuraya bak” diyor ve ortaya çıkan görüntülere de “belgesel fotoğraf” diyor.
İşte orada foto muhabirinin biraz tansiyonu çıkıyor. :)
Çünkü mesele sadece bir........
