Duyarsızlaşma ortasındaki foto muhabirliği
Her gün benzer görüntülerle uyanıyoruz. Bir trafik kazası, bir operasyon, ekonomik bir açıklama, siyasi bir gerilim… Ekranı aşağı kaydırdıkça olaylar değişiyor ama hissin tonu pek değişmiyor. Çünkü artık şaşırmıyoruz. Görüntülerin yoğunluğu, onların etkisini artırmak yerine törpülüyor. Bir zamanlar insanı sarsacak bir kare, bugün sadece birkaç saniyelik bir dikkat kırıntısına dönüşebiliyor. Ardından bir yenisi geliyor ve öncekinin yerini hızla siliyor.Bu çağın en belirgin özelliği, görüntü bolluğu. Her an her yerden akan fotoğraflar, videolar, canlı yayınlar… Görmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ama hissetmek de hiç bu kadar zor olmamıştı. Çünkü insan zihni, sürekli maruz kaldığı şeye karşı kendini korumaya alır. Aynı acıyı defalarca görmek, o acının ağırlığını azaltmaz, aksine onu sıradanlaştırır. Bir enkaz görüntüsü, bir gözyaşı, bir çığlık… İlkinde içimizi sızlatan şey, tekrar ettikçe tanıdık bir forma bürünür. Tanıdık olan ise artık tehlikeli değildir, sadece geçip gider.Fotoğrafın gücü tam da bu noktada sınanıyor. Bir zamanlar tek bir kareyle dünyayı sarsabilen bir meslek, bugün binlerce görüntünün arasında kaybolma riskiyle karşı karşıya. Çünkü mesele artık sadece gerçeği........
