Yalnız ve “Kutsal”: Annelik…
Anneler Günü yaklaşırken Türkiye’de yine “aile” kavramı etrafında bilindik, göstermelik övgü dolu sözler çoğalıyor. Nüfusun azalması, doğurganlık hızının düşmesi, gençlerin çocuk sahibi olmaktan uzaklaşması siyaset açısından artık daha görünür bir başlık. Bu nedenle aileyi güçlendirmeye dönük politikalar, doğum izinleri ve destek paketleri daha sık gündeme geliyor. Ancak söz gelimi tüm bu söz gelimi meseleler; çoğu zaman kadınların hayat koşullarından, çalışma düzeninden ve bakım yükünden bağımsız ele alınıyor.
Oysa Türkiye’de annelik, yalnızca bireysel bir tercih ya da aile içi bir rol değil; çalışma yaşamı, gelir dağılımı, sosyal hizmetler ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle doğrudan bağlantılı bir mesele. Bugün bir kadının çocuk sahibi olma kararı, yalnızca “istemek” ya da “istememek” üzerinden açıklanamaz. Geçim sıkıntısı, yüksek kiralar, gıda ve eğitim masrafları, kreş yetersizliği, güvencesiz istihdam ve gelecek kaygısı bu kararın merkezinde duruyor. Bu koşullar değişmeden doğurganlık üzerine yapılan her çağrı eksik, nafile.
Doğum izninin artırılması elbette önemli. Çalışan bir annenin doğumdan sonra daha uzun süre bebeğiyle kalabilmesi, hem anne hem çocuk açısından elbette değerli.........
