Hürmüz’de kim kimi caydırıyor?
ABD ile İran arasındaki son gerilim, uzaktan bakıldığında iki devletin karşılıklı güç gösterisi gibi görünebilir. Oysa bugün Hürmüz’de yaşananlar, bölgenin yıllardır ertelenen bütün hesaplaşmalarını aynı anda önümüze koyuyor. Nükleer program, yaptırımlar, İsrail’in güvenlik doktrini, İran’ın bölgesel nüfuzu ve ABD’nin askeri varlığı artık birbirinden ayrılabilecek başlıklar değil. Birindeki hareketlilik, diğerlerini de doğrudan sarsıyor. Bu nedenle bugünkü çatışmayı birkaç gemiye yönelik saldırıdan veya karşılıklı inatlaşmadan ibaret saymak, büyük resmi ıskalamak olur.Haziran ayında imzalanan geçici mutabakatın birkaç hafta içinde dağılması bu nedenle şaşırtıcı değildi. Daha önce bir başka yazımda da ima etmiştim; taraflar yine barışa ulaşmadı, yalnızca savaşa ara verdi. Washington, Tahran’dan Hürmüz’ü koşulsuz biçimde açmasını ve gemilere yönelik saldırıları durdurmasını istedi. İran ise yaptırımlar kaldırılmadan, petrol gelirlerine erişim sağlanmadan ve kendi güvenlik talepleri tanınmadan geri çekilmeyeceğini gösterdi. Diplomaside aynı metne iki ayrı anlam yahut başka talepler yüklendiğinde, ateşkes tarafları diplomatik başarıya değil, ertelenmiş krize götürür. Nitekim olan da buydu. Müzakere masası kurulurken her iki taraf da sahadaki kozlarını bırakmadı.ABD’nin İran’a yönelik bugün itibariyle on üç gece süren yeni saldırıları, askeri üstünlüğün sınırlarını da gösteriyor. Washington’ın hedefleri vurup yarattığı tahribat yine de İran’ı kendi........
