Almanya’nın (kendiyle) derdi ne?!
Almanya’nın doğu eyaletlerinden Saksonya-Anhalt’ta AfD’nin yüzde 43,8 oyla sandıktan birinci çıkması, ülkenin yakın tarihi ve siyasetini az çok bilen herkes için üzerinde durup düşünmeyi gerektiren bir sonuç. Mesele yalnızca aşırı sağcı bir partinin seçim kazanması da değil üstelik. Beş yıl içinde oyunu iki kattan fazla artırabilen bir siyasi hareketin hangi boşluğa yerleştiğini, kimlerin öfkesine ve hangi korkulara tercüman olduğunu anlamadan “Almanya’da aşırı sağ yükseliyor” deyip geçmek bana biraz kolaycılık gibi geliyor.
Hele söz konusu ülke, neredeyse bir asır önce aşırı sağın nelere mal olabileceğini Avrupa’da herkesten daha ağır biçimde tecrübe etmiş Almanya ise, bu sonucu yalnızca bugün gündeme oturmuş taze bir seçimin matematiğiyle okumak zaten mümkün değil. Zira Almanya’nın derdi, AfD’den önce başlıyor.
Yıllarca Avrupa’nın istikrar timsali sayılan, ekonomisinin sağlamlığına, kurumsallığına, disiplinine ve merkez siyasetinin aklıselimine neredeyse fazla güvenen bir ülkeden söz ediyoruz. Ancak Bugünkü Almanya, birkaç yıl öncesinin Almanya’sı değil. Ukrayna savaşı itibariyle Rusya’dan ucuz enerji devri kapandı; Çin büyük pazar olmanın yanında ciddi bir rakibe dönüştü ve otomotiv başta olmak üzere ülkenin geleneksel güç alanları sanayi ve üretimdeki teknik değişimlere entegre olamayıp dönüşüm sancısı yaşıyor. Tüm bunların yanı sıra nüfus yaşlanıyor, işgücü daralıyor ve altyapıdan dijitalleşmeye yıllarca ötelenen sorunlar artık “Alman düzeni”........
