Masumiyetin müzesi mi olur?
Geçtiğimiz hafta “Masumiyet Müzesi” hakkında konuşmayanları, yazı yazmayanları neredeyse döveceklerdi. Ben sıramı bir önceki yazımla savmıştım ama medya ve sosyal medya öyle üstüne düştü ki bu takıntılı aşka, bir daha yazasım geldi.
Roman onun ağzından anlatılsa da Kemal karakterini bilindik bir kalıba sığdırmak imkânsız. Hasta mı, narsist mi, bencil mi, tipik her istediğini elde edeceğini düşünen zengin ve yakışıklı Türk erkeği mi, takıntılı mı, hayatının aşkına yanlış zamanda rastlamış ve olayların gidişatını durduramamış bir cesaretsiz mi anlamak mümkün değil. İyi biri olsaydı Füsun’a bunları çektirmezdi yazanlar, kötü biri olsaydı Füsun ortadan kaybolunca Sibel’le evlenmekte sakınca görmezdi diyenler birbirine galip gelemedi.
Ama Sibel’le nişan sahnesi var ki ben eğer iyi insan kötü insan olguları gerçekten varsa oyumu kötüden yana kullandım. Bir erkek nasıl olur da başkasıyla nişanına kendine deli divane aşık ve daha 18 yaşındaki sevgilisini ailesiyle beraber davet eder? Nasıl olur da kenarda nişanı izleyip ağlayan kızın gözlerine baka baka nişanlısına sarılıp öper ve bu iki kadına birden sahip olduğu için kendini üstelik bir de o ortamda çok iyi, şanslı ve mutlu hisseder? Böylesi pişkinliğin izahı mümkün değil. Aslında pek sevilmeyen bir kızla nişanlanmak üzereyken gerçek aşka çarpmak tabii ki talihsizlik olsa gerek. 50 yıl evvelinin toplumunda nişanlıyı terk etme cesareti bulmamak ta bir yerinden anlaşılır. Ama nişana sevgiliyi çağırmak düpedüz canavarlık değil midir?
Sosyal medyada dolaşan “Füsun kendini sevseydi ne olurdu?” konulu yapay zekâ videoları tadına doyulmaz olmuş. Kemal’e patlatılan tokatlar, filmde başrol oynamasını istemiyorlar diye geri basıp evde oturmak yerine rolü kapıp kameraların önünde ilgi odağı olmak gibi kendine biraz saygı duymayı ve değer vermeyi öğrenmiş her kadının yapacağı şeyleri izlerken içime su serpildi, bu videoları yapabilen kızlarımız kendilerine sahip çıkmayı bizden daha iyi biliyorlar.
Neden “Masumiyet Müzesi” hakkında bu kadar çok konuşuluyor? Ne oldu da bu takıntılı ve tuhaf aşk hikayesinin dizisi bu denli ilgi çekti? Aşk konusunda konuşmaya mı hasret kaldık? Kemal’e çok mu hırslandık?
Orhan Pamuk “Masumiyet Müzesi’ni izleyenler bana da kızıyor, ben Kemal değilim!” diyor. Kemal’e yüksek bir öfke var sosyal medyada Selahattin Paşalı gibi çok sevilen bir oyuncunun hayat vermiş olmasına rağmen. Sadece kadınlar değil erkekler de çok kızıyor Kemal karakterine. Orhan Pamuk ta bu öfkeye hak veriyor.
Ben şahsen kadın karakterlerden Füsun’u da hiç sevmedim Sibel’i de… Kemal’in annesini şekilci bulduğum kadar Füsun’un annesini samimiyetsiz buldum. Kemal dediğin adam zaten evlerden barklardan ırak, Allah düşmanımıza böyle aşık vermesin! Romanı okurken bir tek defosuz karakter bulamamak yormuştu, dizide de aynı yoruculuk vardı. Sınıf farkı vurguları güzel. Toplumun o yıllarda nasıl yaşadığını, nelerden korktuğunu güzel canlandırmışlar. Oyunculuklar bence güzel. 7. Sanat olarak çok göz doyurucu bir çalışma olmuş, belki de o yüzden bir haftadır medya Füsun ve Kemal diyor başka bir şey demiyor.
Kitapta en beğendiğim şey Sibel’in Zaim’le evlenmesi ve ondan 2 kızının olmasıydı. Filmde Siber karakteri kitapta olduğundan daha sığ, daha yüzeysel bir kadın olarak anlatılmış. Oysa kitaptaki Sibel sığ değildi. Kemal de filmin sonunda bile yalancıydı. “Çok mutlu bir hayat yaşadım” diyordu Orhan Pamuk’a… Ama Kemal mutlu olabilecek bir kişilik değil ki.
