İvan İlyiç'in ölümü bize ne anlatmak ister?
Tolstoy, 50'li yaşlarında ağır bir ruhsal ve varoluşsal kriz geçirir. Dünyaca ünlü bir yazar, zengin bir toprak sahibi ve aile babası olmasına rağmen, hayatın anlamsızlığı hissiyle intiharın eşiğine gelir. Aristokratik, gösterişli ve maddi odaklı geçmişini reddederek radikal bir manevi aydınlanma yaşar. 1886'da yayımlanan bu kitabı, geçirdiği bu büyük krizin bir meyvesi olarak yazar. Tolstoy bu romanda, elit Rus bürokrasisinin ve toplumun dayattığı "başarılı" hayat formlarının aslında ne kadar içi boş, sahte ve hastalıklı olduğunu gözler önüne sermek istemiştir.
Yüksek rütbeli bir yargıç olan İvan İlyiç, tam da toplumun ondan beklediği gibi saygın, kurallara uygun ama tamamen sıradan ve yüzeysel bir hayat sürer. Yeni evini dekore ederken perde asmak için çıktığı merdivenden düşmesiyle başlayan belirsiz bir ağrı, onu yavaş yavaş yatağa düşüren ölümcül bir hastalığa dönüşür.
İvan acılar içinde kıvranırken asıl ıstırabı fiziksel değildir; etrafındaki insanların (eşinin, kızının, doktorların ve meslektaşlarının) onun ölümüne karşı sergiledikleri o sahte, maskeli tavırdır. Herkes onun ölmesini, mirasından pay almayı veya makamına geçmeyi beklemektedir. İvan, ölüm döşeğinde o korkunç soruyla yüzleşir: "Ya bütün hayatımı yanlış yaşadıysam?" Eserin temel felsefesi sahicilik ve ölümle yüzleşmedir. Bu metin, felsefeci Heidegger'in Varlık ve Zaman eserindeki "ölüme-doğru-varlık"........
