Belirsizlik bir yol mudur?
Geçmişin o parlak günlerinde, devasa projelerin altına imzasını atarken tam anlamıyla bir kibir abidesi sayılmazdı belki ama, "Ben yapmazsam kimse yapamaz" diyecek kadar da yüksekten bakardı hayata. Şimdi ise hayat, ona o soğuk ve ağır yüzünü göstermiş, altın kaplamalı sandığı o kalkanları birer birer soymuştu. Yorgundu, zaman zaman çaresizdi ama garip bir şekilde her gün o kapıdan aynı anlaşılmaz motivasyonla çıkmaya devam ediyordu.
Fakat bugün diğerlerinden farklıydı. Ne telefon rehberinde arayacak birini bulabilmişti ne de sahte bir bahaneyle sığınabileceği bir telaşı vardı. Sadece düşünceleri, uzayıp giden yollar ve o derin sessizlik... Yürüdü. Nereye gideceğini bilmeden, sadece adımlarının ritmine sığınarak yürüdü. Birkaç vitrinin önünde durdu, kendi yansımasında eski 'kendini' aradı ama bulamayıp yola devam etti. Adımları onu daha önce hiç geçmediği, eski ama bir o kadar da zarif taş binaların olduğu dar bir sokağa çıkardı.
Nefesi daraldığında, adımları iyice ağırlaştığında soluklanmak için o ahşap, oymalı kapının pervazına yaslandı. Sırtını kapıya dayadığında çalan zilin farkında bile değildi. O sadece biraz dinlenip yoluna –hangi yolsa o– devam edecekti.
Aniden kapı içeri doğru aralandı.........
