menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın bedeli

8 0
16.09.2026

Bir ülke yıllarca süren çatışmaların ardından silahların susmasını konuşuyorsa, artık yalnızca çatışmanın nasıl sona ereceğini değil, barışın nasıl kalıcı hâle getirileceğini de konuşmak zorundadır. Çünkü silahların susması barışın başlangıcıdır; barışın kendisi değildir.

Türkiye bugün, silahlı çatışmaların sona ermesi, silahların bırakılması ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi hedefiyle yeni bir dönemi tartışıyor. TBMM tarafından kabul edilen düzenleme, silahlı yapının fiilî varlığının sona ermesi ve silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi sonrasında uygulanacak hukukî mekanizmaları belirliyor.

Fakat meseleye yalnızca “Kim kazandı, kim kaybetti?” penceresinden bakmak, Türkiye'nin önündeki asıl soruyu gölgede bırakır: Barışın bedeli nedir ve bu bedeli kim ödeyecektir?

Af başka, adalet başkadır.

Kur’an, affı ve barışı teşvik eder: “Kim affeder ve barışı sağlarsa onun mükâfatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 42/40). Fakat aynı zamanda adaleti temel bir ilke olarak ortaya koyar. Dolayısıyla barış ne sınırsız bir intikam anlayışına ne de geçmişte yaşananların tamamen yok sayılmasına dayanabilir.

Devletin hukukî yetkisi ile bireyin hakkı da birbirinden ayrılmalıdır. Bir suçun hukukî sonuçları konusunda devletin belirli yetkileri vardır. Ancak bir insanın yaşadığı kayıp, acı veya mağduriyet yalnızca bir hukuk maddesinden ibaret değildir. Bir cezanın hukukî sonucu değişebilir; fakat yaşanmış bir acı geri alınamaz. Bu nedenle barış adına mağdurlara “Artık unutun” demek de doğru değildir. Aynı şekilde geçmişin bütün yükünü geleceğe taşımak da toplumsal barışın önünü kapatabilir.

Silah bırakmak önemlidir; fakat geçmişteki her fiilin kendiliğinden ortadan........

© Amida Haber