“Serinliğin de Bir Sınıfı Var mı?”
Antalya’da ağustos ayında bazen bir mekâna girerken ilk baktığınız şey menü olmuyor.
Dışarıda birkaç dakika yürüdükten sonra insanın kahve isteğiyle serinleme isteği birbirine karışabiliyor.
Normalde önünden geçeceğiniz bir AVM biraz daha cazip görünüyor. Bir kafede hesabı ödedikten sonra hemen kalkmak istemiyorsunuz. Dışarıdaki boş masalar dururken içerideki klimalı masaların dolu olması da pek şaşırtmıyor artık.
Hatta insan bazen kendine “zaten kahve içecektim” diyor.
Belki de gerçekten içecekti.
Ama klimanın da bu kararda küçük bir payı var.
Bu yaz Avrupa’da sıcaklıkların yükseldiği günlerde bazı sinema salonlarının serinleme alanı olarak kullanıldığına dair haberler okudum.
Paris’te belirli gruplara yönelik ücretsiz gösterimler bile düzenlenmiş.
İlk okuduğumda hoşuma gitti.
Sonra bir şey takıldı aklıma.
Bir şehirde serinlemek için neden bir kapıdan içeri girmemiz gerekiyor?
Çünkü sıcak hava herkese aynı dereceyi gösterse de herkes o sıcağı aynı koşullarda yaşamıyor.
Bir evde klima bütün gün çalışıyor.
Bir başka evde klima var ama kumandaya uzanmadan önce elektrik faturası akla geliyor.
“Klima var ama çok açmıyoruz.”
Bu cümleyi yaz aylarında daha sık duyuyorum.
Aslında çok şey söylüyor.
İnsan “klimamız yok”........
