“Biz mi Yaş Alıyoruz, Yoksa Sohbetlerimiz mi Bizden Önce Yaşlanıyor?”
Bazı insanlarla yıllardır görüşürüz.
Hayatımızda neler olduğunu biliriz.Çocuklarını, işlerini, huylarını, hangi konuda ne diyeceklerini bile.
Hatta bazen daha cümlelerini bitirmeden verecekleri cevabı tahmin ederiz.
Buna yakınlık diyoruz.
Peki ya bir noktadan sonra bu kadar iyi tanımak, birbirimizi artık merak etmemeye dönüşüyorsa?
Çünkü bazı sohbetler kavga ederek bitmiyor.
Kimse kimseyi hayatından çıkarmıyor.
Sadece bir gün konuşmaların içinde yeni bir şey kalmıyor.
Ve sık sık aynı cümle:
İşte o zaman insanın aklına tuhaf bir soru geliyor:
Biz mi yaş alıyoruz, yoksa sohbetlerimiz mi bizden önce yaşlanıyor?
Yaş aldıkça daha az konuştuğumuzu söylemek kolay.
Ama pek emin değilim.
Yetmiş yaşında olup dünyaya hâlâ merakla bakan insanlar var.
Otuzunda olup yıllardır aynı birkaç konunun etrafında dönenler de.
Demek ki mesele yalnızca takvim değil.
Gençken uzun uzun konuşuyoruz.
Belki de bunun nedeni yalnızca daha enerjik olmamız değil.
Hayatın büyük kısmıyla ilk kez karşılaşıyoruz.
Başımıza gelenler yeni.
Karşımızdakine anlatacak bir şeyimiz olduğu kadar, ondan öğrenecek bir şeyimiz de var.
Hayatın bazı başlıklarına alışıyoruz.
Sohbetler de yavaş yavaş alışkanlık kazanıyor.
Bir bakmışız sohbet dediğimiz şey neredeyse sözlü yoklama fişine........
