Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi?
Hiç düşündünüz mü? Gerçekten mi yaşıyoruz, yoksa sadece sürünün içinde güvenli bir şekilde hareket ediyor gibi mi yapıyoruz?
Sosyal medyada son günlerde dolaşan bir görüntü var: Sürüden ayrılan tek bir penguen…
Yüzlerce penguen aynı yöne yürürken, o biri ters istikamete gidiyor.
Kalabalığın içindeki yalnız bir beden… Bir istisna… Bir soru işareti… Bir meydan okuma…
Ve tam da bu görüntünün kalbinde, yıllar önce çekilmiş ama bugün her zamankinden daha güncel bir film yankılanıyor: Uyanış (Awakenings).
Bu iki hikâye; biri doğanın içinden, biri sinemanın içinden…
Aslında aynı cümleyi fısıldıyor bize: “Sürüde kalmak güvenlidir; ama insan olmak cesaret ister.”
Uyanış filmi sıradan bir hastalık hikâyesi değildir. Leonard’ın hikâyesi, insanın var olma mücadelesidir.
Onun “Ben bir insanım, nesne değilim” çığlığı, yalnızca bir hastanın değil, modern dünyada giderek nesneleşen herkesin sesidir.
Filmde geçen o cümle insanın içine çakılır gibi düşer: “Hastalar bir başkasının iradesini ödünç alıyor.”
Ne kadar tanıdık bir durum… Bugün kaç insan gerçekten kendi iradesiyle yaşıyor?
Kaçı ailesinin beklentilerine, toplumun normlarına, ekonomik sistemin baskısına göre nefes alıyor?
Leonard’ın doktora söylediği şu cümle ise tokat gibi çarpar:
“Asıl korkması gereken sensin, çünkü senin bir hayatın yok.”
Bu cümle hastalıkla ilgili değildir. Bu cümle varoluşla ilgilidir.
Leonard bedenen sınırlıdır ama ruhen diridir. Doktor ise sağlıklıdır ama hayatın içine girmemiştir. Biri hayata tutunmaya çalışır, diğeri hayattan mesafeli durur.
Ve işte gerçek uyanış burada başlar: Bedenin değil, ruhun uyanışı…
Bilim insanları sürü davranışını “hayatta kalma stratejisi” olarak açıklar.
Sürü güven sağlar. Yırtıcıdan korunmak için kalabalık gerekir. Tek başına kalan........
