menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Liyakatin Gerçekliğiyle Retoriği

31 0
07.05.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Liyakatin Gerçekliğiyle Retoriği

Yönetici olmak Türklerde saplantılı bir tutkudur. Bilim, sanat, spor, marifet, ilahiyat, tarikat ve teşebbüs adamlarının son durak ve doruk noktası yönetici olmaktır. Almanya’da kazandığı parayla muhtarlık yarışına girenle, rektör olmak için çabalayan bir bilim adamının motivasyonu aynıdır. Ahlak ve fazilet habitüsü olmasını beklediğimiz tarikat ve cemaatlerin devlet olmaya gözünü dikmesi yine aynı motivasyonla ilgilidir. Zamanla İslamiyet’i seçmiş Batılı bir aydın Türkçe bilmeden dinlediği imamların ses ve vücut dillerinin davetci ve teklifkar olmadığını, emredici ve tehditkar olduğunu tespit etmiştir. Hükmetmek dürtüsü bizim kültürel genetiğimize işlemiştir.

Türkiye’deki liyakat talepleri efektif değildir, daha çok retoriktir. Türkiye’de yönetimle ilgili temel sorun, zannedilenin aksine liyakatsizlikten değil, aşırı siyasallaşmaktan,  herkesin yönetici olmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Sivil insanlar olarak bizim hatamız ise yönetim eşrafının şehvet dolu iktidar kavgasına angaje olmaktır.

Yönetim ve yöneticilikle ilgili bu kötülemeyi yapmaktan niyetimiz anarşistlik değildir. Foucault’a göre siyaset ve yöneticilik insan olmanın ontolojik bir sonucudur. Hayat oyununun olağan bir parçasıdır. Proudhon ve Marxistler gibi siyaseti kökten yok etmek zulüm ve kötülüğü reddetme, ona başkaldırma özgürlüğümüzü de yok edecektir. Schmitt’e göre siyaset ve yöneticiliğin kötücüllüğü onun işlevsizliğini / önemsizliğini göstermez. Siyaset (ve yöneticilik) nötr bir alettir. İyiye de kötüye de kullanılabilir. Ona göre Kant’ın söylediğinin aksine yöntemle amacın her daim uyumlu olması gerekmez. Yani kem alatla kemalat olabilir. Sokrat ile de ters düşer. İnsan sırf doğruyu bildiği için, otomatik olarak doğruyu eylemez. Çünkü bilmek ayrıdır, eylemek ayrıdır. Yani liyakat otomatik olarak iyi yönetimle sonuçlanmayabilir.

Makyavel’e göre yöneticiliğin şartı Aslan gibi güçlü, tilki gibi kurnaz olmaktır. Makyavelistlere göre siyaset (yöneticilik) hukuktan, liyakatten, ahlaktan, dinden ayrı ve bir özerk alandır. Aslolan libido ve testestoren seviyesidir. Bu bağlamda en liyakatli yöneticiler filcümle narsistlerdir! Çünkü Allah onları diğer insanları yönetsinler diye dünyaya fırlatmıştır! Nitekim güzel ülkemizin güzel üniversitelerinin rektörlüklerine öğrenim hayatlarında yönetimle ilgili hiç bir ders almamış ziraatçılar, veterinerler, fen bilimcileri, tıpçılar, teologlar ve mühendisler talip olmakta ve dahi atanmaktadır?  Atanmak için hükmetme şehvetine sahip olmak yeterlidir!

Neyse ki olması gerekene odaklanan optimist bir alternatif çizgi de vardır: Liberal demokratlar siyaseti (ve yöneticiliği) idealize ederler. Yöneticiliği kamusal yararla meşrulaştırırlar. Ona hamiyetperverlik yüklerler. Siyasal katılımı ise olumlarlar. Sokrat iyimserliğine sahiptirler. Onlara göre başarılı yönetici yöneticilik eğitimi ile yöneticilik yeteneğine sahip kişidir. Öte yandan başarılı yönetici ile iyi yönetici aynı değildir. Eğitim formasyonu ve yöneticilik kabiliyetine meslek etiği de ilave edilmelidir. Başarının yöneticiyi iktidar etmeye ve onu iktidarda tutmaya yaradığına şüphe yoktur. Ancak yöneticinin ammeye faydalı olması için liyakatini meslek etiğiyle mayalaması gerekir. Bir kişi amme menfaati ile kendi ikbali karşı karşıya geldiğinde birincisini tercih ederse iyi yönetici, ikincisini tercih ederse başarılı yönetici addedilir. Her durumda makamını koruyan, her konjonktürden yara almadan sıyıran, her dönemin adamı olan tipler kötü yöneticidir.

Liyakat savunusunda simge isim Max Weber’dir. Weber’e göre yönetim çok sesli orkestraya, yönetici de orkestra şefine benzer. Orkestra için nota neyse profesyonel yönetici için hukuk odur. Profesyonel yönetimde iş ile özel alan ayrılmıştır. Görevin gereğini yapmak ise yöneticiliğin motivasyonudur. Bu betimleme makro bakımdan hukuk devleti, mikro bakımdan liyakat olarak adlandırılmaktadır. Ne var ki Max Weber’in hukuk devleti ile liyakat söylemi gelişmiş batılı ülkelerle sınırlıdır. Türkiye gibi ülkelerde........

© Akademik Akıl