menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Hükümlerin Değişmesi Meselesi

19 0
08.04.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Hükümlerin Değişmesi Meselesi

Mecelle’nin 39. maddesinde de ifade edildiği üzere “(lâ yünkerü teğayyürü’l-ahkâmi bi’t-teğayyüri’l-ezmân) Ezmanın tegayyuru ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.” Yani; “zaman içinde şartların değişmesiyle hükümlerin değişeceği gerçeği inkâr olunamaz.” Bir başka ifadeyle dinin genel kaide ve temel esasları içinde yer almayan konularda Allah’ı koyduğu sınırlara[1] riayet etmek şartıyla bazı hükümlerde/kurallarda değişikliğe gidilebilir. Zira İslâm evrensel bir dindir ve her coğrafyada kıyamete kadar emir ve nehiylerinin rahatlıkla uygulanabilmesi için buna şiddetle ihtiyaç vardır.

Bununla birlikte şartların yeniden eski haline dönmesi durumunda tekrar eski hükme dönmek de pekâlâ mümkündür. Çünkü toplum düzenini korumak, fert ve kamu vicdanını rahatlatmak, bireylerin hak, hukuk ve güvenliklerini teminat altına almak amacıyla yeni hükümlerin ihdas edilmesi veya şartlar değiştiğinde eski hükümlere dönülmesi bir zorunluluktur. Nitekim hükümlerdeki bu değişimin amacı “celb-i menfaat, def-i mefsedet (hayrı ikame, zararı önleme)” ve hakkı/adaleti ikame etmektir.

Çünkü fesadu’z-zeman (genel ahlakın bozulması), dış faktörler, siyasî ve iktisadî etkenler, bilim ve teknolojideki gelişmeler, coğrafi faktörler gibi konular hükümlerin değişmesini zarûrî kılan etkenlerdir; bunları yok saymak ya da görmezlikten gelmek doğru değildir.

Elbette tamamen içtihada/yoruma/değişime kapalı alanlar vardır. Bunlar ise genel/küllî teşrî getiren hükümler, ta’lil edilemeyen (içtihada kapalı) taabbudî hükümler, Şâri’ tarafından belirli bir süre veya miktarla sınırlandırılan yükümlülük konusu hükümler, bizzat kanun koyucu tarafından helal veya haram olduğu belirtilen hükümler, makâsıd türünden hükümlerdir. Bu alanlardaki hükümlerde bir değişme olmaz, bunlar değişime kapalıdır.

Ancak belirli şartlar doğrultusunda değişmeye açık bazı hükümler vardır ki, bunlar da özel teşrî getiren (herhangi bir olaya özgü kılınan), ta’lil edilebilen (içtihada açık) ve vesâil (vesile-araç) türünden hükümlerdir.

Diğer taraftan İslâm dini “bazılarının iddia ettiği gibi” sadece ahlâkî veya taabbudî (ibadetlerle ilgili) hükümler ihtiva etmez. Tam aksine kendisine tâbi  olanların dünya ve ahiret huzurunu temin etmelerini sağlayacak “hukukî, iktisadî ve siyasî konularla” ilgili hükümler de içerir. Çünkü İslâm hayatın her alanına ve çağın bütün ihtiyaç ve problemlerine cevap verebilecek nitelikte hükümlere sahiptir. Yani son din İslam bu hedefleri gerçekleştirecek gerekli alt yapı ve kaynak zenginliğine sahiptir. Bu kaynaklar ilâhî ve değişmez olma nitelikleri yanında esnek bir yapıyı da haizdirler. Ancak bu temel ilke ve esasları zamanın şartlarını dikkate alarak anlama ve yorumlama görevi alanın uzmanlarına/müçtehitlerine aittir. Onlar şartların değişmesi karşısında genel çerçeveyi aşmamak/taşmamak şartıyla değişim sahasını belirleme vazifesiyle yükümlüdürler.

Nitekim içtihat müessesesinin çalışması halinde İslâm donukluktan veya bir çağa hapsedilmekten kurtulacak, aksi takdirde özü itibariyle dinamik olan bir din donma noktasına gelecek ve işlerliğini kaybedecektir. Bu bakımdan zamanla değişebilecek hükümlerin değiştirilebilmesi için içtihat müessesesinin çalıştırılması bir zorunluluktur. İslâm’ın dinamizmi ve toplum hayatına yön verebilmesi için buna şiddetle ihtiyaç vardır. Zira İslâm’ın temel amacı toplum hayatının dışında kalmak değil, aksine yaşanan hayata hem ayak uydurmak hem de yön vermektir.

İslâm bu dinamizmini ve toplumla iç içeliğini tarihi süreç içinde içtihat müessesesini çalıştırarak sağlamıştır. Hz. Peygamber içtihadı teşvik etmiş, yerine göre farz-ı kifâye hatta farz-ı ayn konumunda değerlendirmiştir. İçtihadın amacı söz konusu dinamizmin sürekliliğini sağlamaktır. Ayrıca “zaruret ve kolaylaştırma” gibi çeşitli alternatiflerin getirilmesi de İslâm’ın her halükârda yaşanan hayatla bağını devam ettirdiğinin en önemli delilidir. Gerçek şu ki, bir dinin koyduğu kuralların toplumda ortaya çıkan ihtiyaç ve problemlere cevap verebilmesi, yaşanılan hayatla paralel yürümesine bağlıdır. Yaşanan hayattaki değişime ayak uyduran bir sistem sayesinde insanlar mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürebilirler.

Ancak müsteşrikler ve İslâm ülkelerinde bunlara hayranlık besleyen aşağılık kompleksiyle malul kişiler İslâm’ın donuk/dogma olduğunu, çağımızın ihtiyaçlarına cevap veremediğini ısrarla dile getirmekte ve Müslümanların zihnine olumsuz algı yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Oysa böyle bir iddia tamamen yanlıştır. Bu sadece onların kuruntusudur, temennisidir, olmasını arzu ettikleri şeylerdir.

Bu itibarla 1400 öncesinin şartlarını günümüze taşımaya çalışmak yerine günümüz şartlarını dikkate alarak İslâm’ın ana umdelerini de göz önünde bulundurarak yeni içtihatlar yapmak ve yeni sorunlara yeni çözümler üretmek elzemdir. Yukarıda da ifade edildiği üzere bunu ancak sahanın uzmanları âlimler yapabilir.

Diğer taraftan Hz. Peygamber’in; “Bizim işimizde (dinimizde) bulunmayan her (yeni) şey reddedilmiştir” hadisinde kastedilen yenilik ise “dinin özüne” sonradan yapılan müdahalelerle (ilave veya eksiltmeler) ilgilidir. Yoksa Hz. Peygamber döneminde vukû bulmamış problemlere genel çerçeve esas alınarak çözüm üretilmesi bid’at olarak değerlendirilemez.

Nitekim İslâm’da içtihat müessesesinin kabulü ve ısrarla teşviki o döneminde vukû bulmamış problemlere çözüm üretilmesini sağlama amacına matuftur. Dolayısıyla içtihat ile bid’ati birbirine karıştırmak ve kaynaklara uygun yapılmış bir içtihadı “bid’at” olarak değerlendirmek sefihlikten/ahmaklıktan başkası değildir.

Örneğin yukarıdaki hadisi delil getirerek organ nakline karşı çıkmak ve “Organ nakli caiz değil, bid’attir” demek İslâm’ın genel ilkelerinden bîhaber olmaktır. Maalesef din adamı kisvesine bürünmüş yarım hocalar, çakma ilahiyatçılar, sözde akademisyenler, din tüccarları vs. böyle sözler söylemekte, bazı sefihler de bunların kılık kıyafetine veya unvanlarına bakarak peşlerinden gitmekte ve kendilerine yazık etmektedirler.

Oysa bu hadisten hareketle bütün değişim ve yeniliklere kapalı olmak, İslâm’ın genel ruhuyla çelişmeyi kabullenmektir. Zira insanlık âlemi dün olduğu gibi bugün de hayatın hemen her safhasında daima bir gelişim ve değişim halindedir. İnsanı ve toplumu ilgilendiren olaylar gün be gün değişik şekil ve versiyonlarda sahneye çıkmaktadır. Bundan dolayı her olayın çözümü için çağlar öncesinden bir hükmün tayin edilmesi imkânsızdır. Ancak özünde birçok olayın çözümünü ihtiva eden “genel ilke ve prensipler koymak” ise bir hukuk sistemi için eksiklik değil, aksine zarurettir.

Öte yandan şu gerçeğin altı da çizilmelidir ki, İslâm’da hükümlerin esnekliği ifadesi hiçbir zaman onun “değişmezliği ve ebedi yürürlüğü” ilkelerinden ayrı düşünülemez. “Esneklik” kavramı, “değişmez öz”ün farklı ortamlara göre farklı şekiller almasını temin eden bir özelliktir. Bunu şöyle bir örnekle açıklamamız mümkündür: Suyun özünden ve fonksiyonundan hiçbir şey kaybetmeden, kabına göre şekil alabilmesini hatta fevkalade hallerde geçici olarak katı (buz) veya gaz (buhar) haline dönüşebilmesini sağlayan özelliği onun “esnek bir yapıya” sahip oluşundandır. Ancak görünüşteki bu şekil değişikliği, hatta geçici olarak buz veya gaz hâline dönüşmesi onun “su” olma özelliğini asla zedelemez.

Bütün bu bilgilerden sonra şunlar ifade edilebilir:

Din ile arasına mesafe koyan ve dinden hazzetmeyen bazı kimseler/yobazlar ısrarla; “Bin dört yüz sene indirilmiş bir Kitab’a uyulmaz. O çağın gerisinde kalmış bir dogmalar bütünüdür” diyerek Kur’ân’ın ilkelerini dışlama derdinde iseler ve onu anlamak için hiçbir çaba sarf etmiyorlarsa bu tür din düşmanlarına karşı mesafeli durmakta da yarar vardır.

Aynı şekilde dine yakın görünen ve dini yaşadığını zanneden bazı bağnazlar/yobazlar da İslâm’ı koruma adına “Kitab’ın sadece lafızlarını okuyup maksadını anlamaya yanaşmıyor, şartların zorladığı konularda Kur’ân ve sahih sünnete uygun üretilen içtihatları” bid’at olarak görüp kabul etmiyorlarsa bu tür beyinsizlere karşı mesafeli olmakta da büyük yarar vardır.

Bu bakımdan her iki yobaz türünün aynı noktada buluştuğu ve aynı amaca hizmet ettiği söylenebilir. Bir grup nefret duygusuyla hareket ederken diğer grup ise aşırı sevgiyle hareket etmekte, ancak her iki grup da dini devre dışı bırakıp hakikatten sapmakta, hevalarının peşinden gitmekte ve sonuçta aynı noktada buluşmaktadırlar. Oysa bu ve bunun gibi kimselerin/kesimlerin gerçeği aramak, meselenin özünü anlamaya çalışmak ve bulmak gibi bir ödevleri/yükümlülükleri vardır.

Bu itibarla “On sene önce böyle demiyordunuz. Yüz sene önce böyle demiyorlardı” gibi söylemlerle o dönemin şartlarında alınmış içtihadı eleştirmek ve bugünün şartlarında “alınan yeni kararı/hükmü” önemsizleştirmeye çalışmak doğru değildir. Böylesine basit mantık kurallarıyla ortaya atılan sözlerle İslâm’a saldıranlara prim vermek ve İslâm’ın yaşanılabilir bir din olduğu gerçeğinin üzerini örtmek fevkalade yanlıştır.

Bu tür akıl yürütmelerde bulananlar her ne kadar kılık kıyafet ve görünüş olarak Müslümanlara benzeseler de bunlar dinin özünü, ruhunu ve maksadını anlamaktan uzak gafil/şaşkın kimselerdir. Bu bakımdan söz konusu zavallıların hatalarını kabulden kaçınmaları ve yanlışlarını savunmaya devam etmeleri, üstelik uyarı görevini yerine getirenlere düşmanlık beslemeleri doğru değildir. Kanaatimizce bunlar İslâm’ın sorunlarını kendilerine dert edinmemiş sözde ve gösterişçi Müslümanlardır; zira bunlar gerçeği araştırmamış, üzerlerine vazife olmayan konularda ahkâm kesmiş, tereciye tere satmış, uzmanlığa saygı göstermemiş ve çırpındıkça daha da batmışlardır.

Bu zavallılar “Her bid’at dalâlettir” diyerek ehlinin yaptığı içtihadı “sapkın” ilan etmiş ve çağın değişen şartlarını ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak üretilen yeni yorumlara ve bu yorum sahiplerine düşmanlıktan kaçınmamışlardır. Dolayısıyla esas bunların yaptıkları yanlıştır, sapkınlıktır ve hamakattır. Çünkü eğer bu adamlar ve onlara destek olanlar samimi iseler şu örnekler üzerinde kafa patlatmaları ve gerçeğin peşinden koşmaları gerekir:

Neden Hz. Ömer kıtlık senesi had cezasını uygulamamış ve hırsızın elini kesmeyerek İslâm toplumuna bir mesaj vermeye çalışmıştır? Onun bu uygulaması zamanın ve şartların değişmesiyle ahkâmın tegayyür edebileceğini gösteren en önemli örneklerden birisi değil midir?

Yine Hz. Ömer neden müellefe-i kulub’a zekâttan pay verme uygulamasını geçici olarak yürürlükten kaldırmıştır? Onun bu uygulaması zamanın ve şartların değişmesiyle ahkâmın tegayyür edebileceğini gösteren en önemli örneklerden bir diğeri değil midir?

Görüldüğü üzere bu uygulamasıyla Hz. Ömer ne âyetin hükmünü değiştirmiş ne de ona muhalif bir iş yapmıştır. Hz. Ömer’in kıtlık zamanı âyetin hükmünü uygulamamasının temel nedeni “insanların aç kalmaları ve ihtiyaç halinde bulunmalarıdır.” Aynı şekilde Hz. Ömer’in müellefe-i kulub’a zekâttan pay vermemesinin nedeni “o gün müellefe-i kulûbtan hiçbir kimsenin kalmaması ve bu gibi kimselere o günlerde Müslümanların ihtiyacının bulunmamasıdır.”

Aynı şekilde neden İmam Şafiî Mısır’a yerleştikten sonra oranın şartlarını dikkate alarak eski görüşlerinden vazgeçmiştir? Onun bu şekilde yeni içtihatlar yapması, zamanın ve şartların değişmesiyle ahkâmın tegayyür edebileceğini gösteren en önemli örneklerden birisi değil midir?

Dolayısıyla bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Ancak aklını kullananlar için bu kadarı yeterlidir. Bu itibarla herkes doğru düşünmeli ve elmalarla armutları birbirine karıştırmamalıdır. Bir kimse elmalarla armutları birbirine karıştırıyor, bütün uyarılara rağmen inadını/ısrarını sürdürüyorsa o kimsenin ahmağın teki olduğu söylenebilir. Bu aptalın boş boş konuşmayı, kendini ve başkalarını aldatmayı bırakması hem kendi hem de peşinden sürüklediği zavallıların yararına olacaktır.

Sonuç olarak, zamanın ve şartların değişmesiyle bazı hükümlerde değişikliğe gidilebilir. Bu İslâm’ın evrensel bir din olmasının tabiî bir sonucudur. Değişmez hükümleri gerekçe göstererek değişebilecek hükümlere karşı çıkmak sefihliktir. İçtihat kıyamete kadar olacak ve bunu da sadece ve sadece ehil olan âlimler yapacaktır. Menfaati gereği ilkesiz davranarak gerçeği çarpıtanlar, uzman olmadığı sahada ahkâm kesenler, âlemi kör, sağır ve sersem ancak kendini çok akıllı zannedenler ise düştükleri bataklıkta debelenmeye, çırpındıkça daha da batmaya devam edeceklerdir. (25.11.2016)

[1] en-Nisâ 4/14; el-Tevbe 9/112; et-Talak 65/1.

Trafik Bir Sonuçtur: İstanbul’da Kentsel Form, Talep ve Ulaşımın Yeniden Düşünülmesi

Mescidi Aksa’nın İbadete Kapatılması Tam Bir İnsanlık Suçudur

Yorum Yap Cevabı İptal Et

Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı, e-postamı ve web sitemi bu tarayıcıya kaydedin.

Δdocument.getElementById( "ak_js_1" ).setAttribute( "value", ( new Date() ).getTime() );

Mescidi Aksa’nın İbadete Kapatılması Tam Bir İnsanlık Suçudur

Son Peygamber Hz. Muhammed

KBRN Krizlerinde Manevi İlk Yardım: Görünmeyen Tehditlere Karşı...

Sosyal Medya Fenomeni Kübra Karaaslan’ın Vefatı Üzerine: Bir...

İslâm Hukukunda Öngörücü Adalet ve Sedd-İ Zerâiʿ İlkesi

Hukukun Sustuğu Nokta

İnsan Kalmanın Vebali

Kuraklık: Sadece Bir Doğa Krizi mi, Yoksa Ahlaki...

Suyun Dini, Sosyal ve Kültürel Hayatımızdaki Yeri

Toplam Ziyaretçi (Tekil Kişi): 2.072.569

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Ardından için Prof.Dr. Rukiye Pınar Bölüktaş

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Ardından için Bülent Demirbek

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için Osman Nuri Cengiz

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için Abdullah Ünsal

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için Tahir hatipoglu

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için Niyazi Aşkar

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için Neriman Dilekcan

KBRN. DİKOTOMİSİ- Nasıl Korunulur? Nasıl Yasaklanır? için İlyas Mammadov

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için Enver ÜNER

Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim için İnci Ünal 1975 Ankara üniversitesi ihtisaslı

Ayın Konusu: 2023 Seçim Değerlendirmesi (12)

Ayın Konusu: 2024 Yerel Yönetim Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi (13)

Ayın Konusu: Acil Durumlara Hazırlıklı mıyız? (11)

Ayın Konusu: Adaletin Üstünlüğü (25)

Ayın Konusu: Ahlak, Adalet ve Bilim İlişkisi (14)

Ayın Konusu: Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler (15)

Ayın Konusu: Akademik Yayınlarda Hakemlik (13)

Ayın Konusu: Akademisyenden Üniversite Öğrencilerine Tavsiyeler (22)

Ayın Konusu: Akademisyenlerde Motivasyon Eksikliği (15)

Ayın Konusu: Akademisyenlerin 2023 Seçimine Bakışı (11)

Ayın Konusu: Anayasa Değişikliği (8)

Ayın Konusu: Asistan Eğitimi; Sorunlar – Çözümler (19)

Ayın Konusu: Bilim-Din İlişkisi (18)

Ayın Konusu: Bilim-Siyaset İlişkisi (16)

Ayın Konusu: Bilim, Din, Sanat Dili: Türkçe (13)

Ayın Konusu: Bilinç oluşturmak \ Algı yönetmek (11)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: AHLAK (22)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ (16)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: YALAN (20)

Ayın Konusu: Cezasızlık Algısı (12)

Ayın Konusu: Covid-19 Pandemisinin İnsanlığa Mesajları (32)

Ayın Konusu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (12)

Ayın Konusu: Cumhuriyet ve Demokrasi (17)

Ayın Konusu: Doğrudan Demokrasi (12)

Ayın Konusu: Dünyadaki Siyasi Süreçler ve Türkiye (7)

Ayın Konusu: Enflasyon: Nedenleri ve Çözüm Önerileri (9)

Ayın Konusu: Fikri; Üretme Hakkı ve İfade Hürriyeti (29)

Ayın Konusu: Gelir Dağılımı (14)

Ayın Konusu: Haksız Kazanç (12)

Ayın Konusu: Hegemonya (11)

Ayın Konusu: İklim Değişikliği (11)

Ayın Konusu: İnsanın Çoğaltma ve Biriktirme Tutkusu (17)

Ayın Konusu: İstişare (25)

Ayın Konusu: KBRN! Hazırlıklı mıyız? (7)

Ayın Konusu: Kumar – Bahis (9)

Ayın Konusu: Kuraklık: Türkiye’nin Su Yönetiminde Acil Ne Yapılmalı? (11)

Ayın Konusu: Liyakat (36)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunlarımız (5)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: "Geleneksel Din Anlayışı" (7)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Liyakatli İnsan Yetiştirme” (23)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Nüfus Artış Hızı” (5)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Akademisyen? (17)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Anayasa? (12)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Belediye Başkanı? (15)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Eğitim Sistemi? (19)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Üniversite? (41)

Ayın Konusu: NATO (5)

Ayın Konusu: Nisâ Suresi 75. Ayet ve Müslümanlar (9)

Ayın Konusu: Oku’mak-Yaz’mak: Nasıl Anlamalı? (12)

Ayın Konusu: On Emir ve Yahudiler (8)

Ayın Konusu: Sağlık Sistemimizin Değerlendirilmesi (12)

Ayın Konusu: Siyasal Süreçler ve Tövbe (6)

Ayın Konusu: Sosyal Medya (13)

Ayın Konusu: Toplumsal Barışın Tesisi! Ama Nasıl? (18)

Ayın Konusu: Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı (24)

Ayın Konusu: Türkiye ve Bilim (12)

Ayın Konusu: Türkiye'de "Planlama Sistemi": Sorunlar ve Çözüm Önerileri (13)

Ayın Konusu: Türkiye'nin "'İran Siyaset'i" Ne Olmalı? (7)

Ayın Konusu: Türkiye'nin En Temel Sorunu ve Çözüm Önerileri (16)

Ayın Konusu: Üniversitelerimizde İnterdisipliner Çalışma Kültürü (12)

Ayın Konusu: Uyuşturucu Sorunu (14)

Ayın Konusu: Yapay Zeka (13)

Ayın Konusu: Yazarların Gözünden Akademik Akıl Platformu (11)

Ayın Konusu: Yeni Doçentlik Başvuru Şartları (11)

Ayın Konusu: Yenidoğan (Hastane) Çetesi ile İlgili Değerlendirmeler (11)

Güzel Sanatlar ve Tasarım (26)

İktisadi ve İdari Bilimler (152)

İnsan ve Toplum Bilimleri (12)

Sağlık Bilimleri (50)

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bilgi paylaştıkça artar, fikir paylaştıkça gelişir.

Petrol Savaşlarından Su Savaşlarına Nisan 8, 2026

Petrol Savaşlarından Su Savaşlarına

Mescidi Aksa’nın İbadete Kapatılması Tam Bir İnsanlık Suçudur Nisan 8, 2026

Mescidi Aksa’nın İbadete Kapatılması Tam Bir İnsanlık Suçudur

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Hükümlerin Değişmesi Meselesi Nisan 8, 2026

İçtihat ve Zamanın Değişmesiyle Hükümlerin Değişmesi Meselesi

Trafik Bir Sonuçtur: İstanbul’da Kentsel Form, Talep ve Ulaşımın Yeniden Düşünülmesi Nisan 6, 2026

Trafik Bir Sonuçtur: İstanbul’da Kentsel Form, Talep ve Ulaşımın Yeniden Düşünülmesi

Yazar olarak giriş yapın

Çıkış yapana kadar beni içerde tut.

@2024 - Akademik Akıl Tüm Hakları Saklıdır. Sitede yer alan makaleler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

Bu websitesi kullanıcı deneyimini iyileştirmek için arkaplan datalarını anonim olarak tutmaktadır. Kabul etmek için yandaki butona tıklayabilirsiniz. Kabul Et KVKK Aydınlatma Metni


© Akademik Akıl