menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Utanç Taraf Değiştirmeli

14 0
09.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Utanç Taraf Değiştirmeli

Mart ayının ilk haftasında intihar ettiği söylenen genç bir anne ve küçük kızının cenazesini kaldırdık. Basından takip ettiğimiz kadarı ile anne tecavüze uğradığı, tecavüzcüsü ile zorla evlendirildiği ve ardından ortak çocuklarına yönelik tacizlerin başladığı iddiası ile eşi hakkında yasal süreç başlatmış, bu süreçte mağdure yalnız, desteksiz, parasız ve çaresiz kalmış, tükenmiş, daha önceki beyanlarında “ölürsem intihar diyerek üzerini örtmesinler” demesine rağmen, görünen o ki hayat ona çocuğu ile ölüme gitmekten başka çare bırakmamıştır. Bu olay basit bir intihar mı yoksa failinin toplum olduğu bir cinayet midir?

Bu yazıyı okuduğunuz saatlerde hem dünyada hem de ülkemizde birçok kadın ve kız çocuğu ayrımcılığa, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel her türlü şiddete uğruyor, süregelen savaşlar veya felaket bölgelerinde ölümcül riskler altında hayatta kalmaya çalışıyor olacaklar.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Kadın hakları, onları savunamadığımız sürece hiçbir anlam ifade etmez.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü insan hakları ve temel özgürlükler bağlamında kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesi, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanması amacıyla çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir gündür.Dünya genelinde uluslararası kadın örgütleri ve kuruluşlarının, yanısıra devletlerin güçlü çabaları ile kadın haklarında son yıllarda iyileşmeler olsa da bugün hala kadınlar ve kız çocukları en dezavantajlı gruplar arasındadır. Dünyadaki en fakir insanların büyük çoğunluğu, yine eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu kadındır, kadın ve kız çocukları şiddetin her türlüsüne maruz kalmaktadır.

Dünyada kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddet: Buzdağının görülebilen yüzü

Birleşmiş Milletler (BM) 2024 Raporuna göre 15 yaş ve üzeri kadınların %30’u, tahmini 840 milyon kadın –neredeyse her üç kadından biri– hayatlarında en az bir kez fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalmış, 2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 83300 kadın ve kız çocuğu kasten öldürülmüştür. Rapora göre cinayetlerin %60’ı eş, partner veya diğer aile üyeleri tarafından işlenmiş; başka bir deyişle, dünya genelinde her gün ortalama 137 kadın ve kız çocuğu, eşi, partneri veya yakın bir akrabası olan erkek tarafından öldürülmüştür. Yine kadına yönelik fiziksel şiddetin sorumluları da eş, partner ve/veya yakın aile üyeleridir. 

Avrupa Birliği’nde yapılan bir çalışma, engelli kadınların şiddete maruz kalma riskinin daha yüksek olduğunu ve bu riskin düşük gelirli engelli kadınlar için daha da yüksek olduğunu ortaya koymuştur.

Kadınlara yönelik şiddet erken yaşlarda başlamakta ve riskler yaşam boyu devam etmektedir. Ergenlik çağındaki kızlar, yetişkin kadınlara göre eş şiddetine daha fazla maruz kalma riski altındadır. Sadece 2024 yılı içinde, 15-19 yaş arası ilişkisi olan ergenlik çağındaki kızların neredeyse 6’da 1’i (%16) partneri tarafından fiziksel veya cinsel istismara uğramıştır.

Genital mutilasyon şiddetin bir başka boyutudur. Orta Doğu, Asya ve Afrika Bölgesinde yaygın olan genital mutilasyon nedeniyle 230 milyondan fazla kız ve kadın sakat kalmıştır; 2024 yılı BM verileri genital mutilasyonda önceki yıla göre %15’lik bir artış olduğunu göstermektedir, bu da 30 milyon daha fazla kız ve kadını temsil etmektedir. Her yıl 4 milyon kız çocuğu genital mutilasyona maruz kalmakta olup, bunların 2 milyondan fazlası 5 yaşın altındadır.

Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı giderek artmaktadır. 2022 yılında cinsel sömürü amacıyla insan ticaretine maruz kalanların %61’i kadınlar ve kız çocuklarıdır.

Çocuk yaşta evlilikler hala yaygın olup 2024 yılında 20-24 yaş arası genç kadınların %20’si 18 yaşından önce ilk evliliğini yapmış veya bir birliktelik içinde olmuştur.  

Kadın ve kız çocuklarına yönelik çevrimiçi taciz, şiddet ve istismar endişe verici derecede yüksek oranlardadır. BM 2024 Raporuna göre Avrupa Birliği’ndeki her 10 kadından biri, 15 yaşından beri siber tacize maruz kalmakta olup, bu tacizler istenmeyen ve/veya rahatsız edici cinsel içerikli e-postalar veya SMS mesajları ve/veya sosyal ağ sitelerinde rahatsız edici ve/veya uygunsuz yaklaşımları içermektedir. Arap ülkelerinde yapılan bölgesel bir çalışma, kadın internet kullanıcılarının %60’ının, Uganda’da yapılan çalışma 2021 yılında kadınların %49’unun çevrimiçi şiddet ve tacize maruz kaldığını; Batı Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkelerinde yapılan çalışmalar kadınların yarısından fazlasının hayatları boyunca teknoloji aracılığıyla şiddete maruz kaldığını, Kore Ulusal İnsan Hakları Komisyonu’nun 2016 yılında yaptığı bir araştırma kadınların %85’inin çevrimiçi ortamda nefret söylemine maruz kaldığını göstermektedir.

Şiddet tüm dünyada yaygın olsa da düşük gelirli, çatışmalardan ve savaşlardan etkilenen ve iklim değişikliğine karşı savunmasız olarak sınıflandırılan bölgelerdeki/ülkelerdeki kadınlar ve kız çocukları şiddetten orantısız bir şekilde etkilenmektedir. ABD’de 2005’teki Katrina Kasırgası’ndan sonra yerinden edilmiş kadınlar arasında tecavüz oranı, o yıl Mississippi’deki oranın 6 katına çıkmıştır. Kolombiya ve Liberya’da zorla yerinden edilmiş kadınların, yerinden edilmemiş kadınlara kıyasla son bir yılda eş şiddeti yaşama riski sırasıyla %40 ve %55 daha yüksekti. 2010 yılında Canterbury depreminin ardından Yeni Zelanda polisi, aile içi şiddette %53’lük bir artış bildirdi, yine aynı yıl olan Haiti depremini takiben kamplarda kalan kadınların %8’i ihtiyaçlarını karşılamak için en az bir kez seks işçiliğine/fuhuşa zorlandığını, %20.6’sı ise futuş yapan en az bir kişiyi tanıdığını belirtti. Etiyopya’da, uzun süren kuraklıkların etkileriyle başa çıkmak için ailelere verilen hayvan karşılığında erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının oranı arttı. Nepal’de, 1990’da yılda tahmini 3.000-5.000 olan insan ticareti vakaları, 2015 depreminden sonra yılda 12.000-20.000’e yükseldi. Sistematik tecavüz yeryüzünde birçok çatışmada bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. Çocuk evliliği oranları, çatışmalardan etkilenen bölgelerde %4 daha yüksektir. Afganistan’da, Temmuz 2024 itibarıyla kadınların %64’ü evden tek başına çıkarken kendilerini “hiç güvende hissetmediklerini” bildirirken, bu oran erkeklerde %2’dir.

Ülkemizde de kadınlar ve kız çocukları erkeklere göre dezavantajlı durumdadır. Türkiye nüfusunun yarısı kadındır (TÜİK, 2024); bununla birlikte 25 yaş üzerindeki bireylerin eğitim süreleri erkeklerde ortalama 10.1 yıl iken, kadınlarda 8.6 yıldır (TÜİK, 2023); erkeklerin %26.2’si, kadınların %8.6’sı üniversite mezunudur, erkeklerin %71.2’si iş gücüne katılırken, bu oran kadınlarda %35.8’dir (TÜİK, 2026), 2024 yılında cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı tüm eğitim düzeylerinde erkek lehine gerçekleşmiştir (TÜİK 2024); yoksulluk ve sosyal dışlanma oranı erkeklerde %27.1, kadınlarda %31.5’dir.

Kariyer ve üst düzey yönetici pozisyonu açısından da kadınlar dezavantajlıdır. Örneğin ülkemizdeki profesörlerin yalnızca %34.6’sı kadındır, kadın milletvekili oranı %19.9, üst düzey yönetici oranı %20.6 ve kadın büyükelçi oranı %26.9’dur (TÜİK, 2024). 

2024 yılı Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’na göre 2024 yılında boşanmış kadınların %62.1’i psikolojik, %42.5’i ekonomik ve %41.5’i fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 2025 Raporuna göre, ülkemizde 2025 yılı içinde en az 391 kadın öldürülmüş, bunların %76’sı kadın cinayeti, %24’ü muhtemel kadın cinayeti olarak değerlendirilebilecek intihar, yüksekten düşme vb. şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçmiştir. Bu kadınların %65’i kendi evinde, %18’i kamusal alanda, %17’si orman, metruk bina ve deniz kenarı vb yerlerde katedilmiştir. Faili bilinen 256 cinayetin yarıdan fazlası (%53.5) aile içindeki erkek, %23’ü boşandığı/boşanma aşamasında olduğu erkek, %12’si tanıdığı bir erkek, %3’ü ailedeki kadınlarla bağlantısı olan erkek, %1’i ise yabancı bir erkek tarafından işlenmiştir. Aynı federasyonun bildirimine göre Şubat 2026’da 28 günde 34 kadın öldürülmüştür. 

Türkiye’de kadınların %35.9’u yaşadığı çevrede gece dışarı çıkarken kendini güvende hissetmemektedir, bu oran erkeklerde %15.2’dir (TÜİK 2024).

Çocuk evlilikleri=Adı evlilik, gerçekte çocuk tacizi

Günümüzde erken yaşta yapılan evliliklerin bir çocuk hakkı ihlali, bir kadın hakkı ihlali ve bir insan hakkı ihlali olduğu kabul edilmektedir. BM Nüfus Fonu Türkiye, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü iş birliğinde 1993-2018 yılları arasında gerçekleştirilen Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmalarını irdeleyerek, çocuk yaşta evliliklere dair bir veri analizi gerçekleştirmiştir. Analize göre 20-24 yaş grubunda bulunan kadınların %15’i 18 yaşından önce evlenmiştir.

Suç ve Şiddetle Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi ve İMDAT Derneği Çocuk Evlilikleri Araştırma Komisyonu tarafından 1545 kişi ile yapılan araştırma sonuçlarına dayanarak hazırlanan 2020 yılı Türkiye Çocuk Evlilikleri Raporu’na göre 2019 yılında gerçekleşen toplam evliliklerin %2.7’si kız çocuğu evliliğidir; resmi olmayan çocuk evliliklerinin hesaba katılması durumunda rakamların çok daha yüksek olduğu tahmin edilebilir. Yine 2019 yılı verilerine göre 16 yaşındaki çocuk için evlenme izni talebi ile aile mahkemelerinde açılan dava sayısı 13 bin 282 olup, bu davaların 11 bin 473’ü tamamen veya kısmen kabul edilmiştir. Dünyada en yüksek çocuk evlilik oranında %76.3 ile Nijer başı çekerken, Türkiye 202 ülkenin yer aldığı listede 87’nci sırada olup, Avrupa ülkeleri içerisinde ise birinci sıradadır.

Şiddetin temel nedeni olarak cinsiyet eşitsizliği, öğrenilmiş toplumsal kalıplar ve önyargılar

Cinsiyet eşitsizliği ve kadın düşmanlığı, eş/partner şiddetine doğrudan katkıda bulunmaktadır. 2016-2019 yılları arasında beş ülkede (Grenada, Guyana, Jamaika, Surinam, Trinidad-Tobago) yürütülen Kadın Sağlığı Anketlerinin sonuçlarına göre, erkek egemenliğini ve cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren inançlara sahip erkeklerle ilişkisi olan kadınların, yaşam boyu ev içi şiddete maruz kalma olasılıkları daha yüksektir. Erkeklerin kadınların bedenlerini, özerkliklerini ve başkalarıyla olan temaslarını kontrol etmeyi amaçlayan davranışlar eş şiddetinin artmasıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir. Dijital alanlarda, erkek egemenliğini savunan platformlarda kadın düşmanı içeriklerin yayılması ve bunun normalleştirilmesi, çevrimiçi ve çevrimdışı şiddeti artırmaktadır. BM Kalkınma Programı’nın hazırladığı Toplumsal Cinsiyet Sosyal Normları Endeksi dünyada kadınlara karşı düşmanlığın devam ettiğini göstermektedir.

BM tarafından 80 ülkeden elde edilen verilere göre, son 10 yılda, 10 kişiden 9’unun kadınlara karşı önyargıları değişmeden kalmıştır; insanların yarısı erkeklerin kadınlardan “daha iyi bir lider” olduğunu düşünmektedir ve %25’i erkeklerin eşlerini dövmesini makul bulmaktadır.

Ülkemizde TBMM Kadına Karşı Şiddet Araştırma Komisyonunun taslak raporuna göre, erkeklerin %28.5’i “kadınların hak ettikleri”, %27.8’i ise “saygısız davrandıkları” için şiddet gördüğünü düşünmektedir, %14’ü şiddet uyguladıktan sonra pişmanlık duymamaktadır.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) tarafından Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’ne 2014 yılında yaptırılan, “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırmasında” erkeklerin bakış açısından kadına yönelik şiddet sorgulanmış; bu çerçevede görüşülen erkekler, şiddetin nedenlerini; güç ilişkilerinin sonucu,  toplumun şiddete toleransı ve şiddetin meşruluğu, aldatılma ve namus, kadınların erkeğe itaatsizliği ve haklarının bilincinde olması, erkeğin ev geçindirme sorumlulukları şeklinde sıralamışlar; eşini öldüren/yaralayan erkekler, çeşitli gerekçelerle öldürülen/yaralanan kadınları suçlamışlardır.

KSGM tarafından yaptırılan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Etki Analizi Araştırmasında da benzer tespitler ortaya çıkmıştır. Söz konusu kanun kapsamında hakkında önleyici tedbir kararı verilen erkeklere, göstermiş oldukları şiddetin gerekçesi sorulduğunda; şikâyet eden kişinin kendisini dinlemediği, ev içi sorumluluklarını yerine getirmediği, kendisine kötü söz söylediği, çok konuştuğu/söylendiği, kendisinden ayrılmak istediği ve kıskançlık gibi gerekçeler sunulmuştur.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Ankara Şiddet Önleme ve İzleme Merkezinde, 6284 sayılı Kanun kapsamında, hakkında önleyici tedbir kararı verilen erkeklere yönelik yürütülen rehabilitasyon çalışması sonucunda erkeklerin kadına yönelik şiddet algısına ilişkin veriler elde edilmiştir. Bu çerçevede erkeklerde “kadının namusunu mutlaka erkek korumalıdır” anlayışının yaygın olduğu; erkeklerin “kıskançlık” kavramını ise sevginin bir belirtisi ve sonucu olarak yorumladıkları görülmüştür.

2024 yılı “Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’nda kadınlar erkeğin öfke kontrol sorunu nedeni ile şiddete uğradıklarını belirtmişlerdir.

Yasal eksiklikler/boşluklar, sonuçsuzluk ve damgalanma kadınları sessizleştirmekte ve şiddeti meşrulaştırmaktadır 

Birçok ülkede kadınlara eşit eğitim, eşit ücret ve miras hakkı tanınmamıştır; bu da kadınların müreffeh bir yaşam kurmasını ve kendi geleceğini şekillendirmesini imkânsız hale getirir. Bu sistemik ayrımcılık çoğu zaman o kadar derin yerleşir ki kadınların bununla savaşması imkansız hale gelir. Göçmen kadınlar, farklı etnik kökenlere sahip kadınlar, engelli kadınlar, yoksulluk içinde yaşayan kadınlar, farklı cinsiyet kimliğine veya cinsel yönelimine sahip kadınlar veya savaşlardan/çatışmalardan etkilenen kadınlar da dahil olmak üzere, çeşitli ayrımcılık biçimleriyle karşı karşıya kalan kadınlar için bu engeller katlanarak artar.

BM’e göre ülkelerin %45’inde aile içi şiddeti ele alan kapsamlı yasalar ve 139 ülkede çocuk evliliğini yasaklayan yeterli mevzuat bulunmamaktadır.151 ülkede iş yerinde cinsel tacizi yasaklayan yasalar varken, sadece 39 ülkede kamusal alanlarda cinsel tacizi yasaklayan yasalar bulunmaktadır. Bu nedenle kadınlar, Pakistan ve Hindistan’da kamusal alanlarda kadınlara toplu tecavüz örneklerinde görüldüğü gibi, toplu taşıma araçlarını kullanırken veya kamusal alanlarda tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadır.

Bazı ülkelerde adalet sistemleri kadın haklarını korumak yerine kısıtlamak için aktif olarak kullanılmaktadır. Örneğin Afganistan’da kadınlar Taliban yönetimden başlayarak kamusal hayattan tamamen dışlanarak adalet arama imkanlarından mahrum bırakılmıştır. Sudan’da cinsel şiddet bir savaş silahı olarak kullanılmakta, adalet sistemleri çökerken hayatta kalan kadınların koruma, adalet veya destekten yoksun şekilde kaderi hiçbir ceza verilmeyen erkeklerin ellerine bırakılmaktadır. İran’da, ayrımcı yasalara veya devlet şiddetine karşı çıkan kadınlar, korunmak yerine tutuklanma ve yargılanma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Şiddete uğrayan kadınlar/kız çocukları genellikle sessiz kalmakta, şikayetçi olmamaktadır. Bu konuda veri bulunan ülkelerin çoğunda, yardım arayan kadınların öncelikle aile ve arkadaşlarından yardım istediği, polise başvuranların oranının yalnızca %10 kadar olduğu bildirilmektedir. Bunun temel nedenleri daha fazla şiddete uğrama riski, ailevi ve sosyal baskı, utanç, tehdit, damgalanma, inanılmama korkusu ve yetkililerin ilgisizliği, tepkisizliğidir. Yapılan çalışmalar tecavüz, taciz, fiziksel şiddet şikâyetlerinde mağdurun failden daha fazla sorgulandığını, kadının cinsel geçmişinin, davranışlarının veya cinsel tercihlerinin yakından incelendiğini, bu şekilde failin davranışına yönelik gerekçeler yaratılmaya çalışıldığını   göstermektedir.

Yasal yardım arama önündeki diğer engeller adaleti aramayı imkânsız hale getiren mahkeme-avukat ücretleri, ulaşım, iş/gelir kaybı ve kadının çocuk bakım sorumluluklarıdır. Erişilebilir yasal destek olmadan, birçok kadın haklarını anlayamamakta, kararlara itiraz edememekte ve adalet sistemleriyle yalnız başına yüzleşmek zorunda kalmakta ve sonunda adalet umudundan vazgeçmektedir. Yasal süreci başlatanlar ise göz ardı edilmekte, yalancılıkla suçlanmakta veya daha da kötüsü susturulmaktadır.

Kadınlara karşı şiddet dünyada en az cezalandırılan suçtur. Cezasızlık, zararın sonuçsuz kaldığı durumlarda, failler hesap vermediğinde, mağdurlara koruma, anlaşılma veya tazminat hakkı tanınmadığında, yasalar kağıt üzerinde var olup pratikte işe yaramadığında ve yasalar kadınlara ve kız çocuklarına karşı önyargılı olup adalete giden gerçek bir yol sunmadığında ortaya çıkar. Kağıt üzerinde olsa da pratikte hiçbir ülkede kadınlar için tam yasal eşitlik maalesef sağlanamamıştır. Basitçe bu dünyanın her yerinde yasaların hala kadınlara ve erkeklere farklı davrandığı anlamına gelir. Bu yasal boşluklar, kimin korunduğunu, kime inanıldığını, kimin haklarını talep edebileceğini ve kimin güçlü olduğunu belirler. Yasanın ötesinde, şiddeti ve ihlali küçümseyen, kadınlardan şüphe duyan ve zarar verenleri mazur gösteren bu durum cezasızlığın kök salmasını sağlar.

Dünyada ve Türkiye’de kadın haklarının kilometre taşları

Dünya Kadınlar Günü’nün ortaya çıkışı 20. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. 8 Mart 1857’de ABD New York’ta giyim ve tekstil sektöründe çalışan 40000 dokuma işçisi daha iyi çalışma şartları ve daha iyi ücret talebi ile greve gitmiştir. Polisin direnişi kırmak amacı ile fabrikanın kapılarını kilitlemesinin sonucunda çıkan yangında 120 kadın can vermiştir. Bu olay hem ABD’de hem de birçok ülkede farklı sektörlerde çalışan kadınların grev ve protestolarına yol açmıştır. Bu olaydan 2 yıl sonra ABD’de kadınlar işyerinde kendilerini korumak ve iş ile ilgili temel haklarını elde etmek için sendika kurmuşlardır. 1908 yılında ABD New York’ta 15 bin kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için greve gitti. 28 Şubat 1909’da 1908’deki greve sebep olan koşulları iyileştirme amacına yönelik olarak ABD’de ilk ulusal kadınlar günü ilan edildi.

26-27 Ağustos 1910’da Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin’in 1857 yılındaki yangında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisi oybirliği ile kabul edildi. Kopenhag kararından sonra kadınlar günü ilk kez 19 Mart’ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlandı. 8 Mart 1911’de Avrupa genelinde 1 milyondan fazla insan, kadınların oy hakkı ve çalışma hakları için protesto gösterileri düzenleyerek Kadınlar Günü’nü kutladı.

1917 yılında Rusya’da çarlığa son veren ayaklanmalarda kadınlar «ekmek ve barış» için 4 gün greve giderek sokaklara döküldü; 1921 yılında Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın adı “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak değiştirildi.

1975 yılında İzlanda’da kadınların %90’ı bir gün çalışmayı, yemek pişirmeyi veya çocuk bakmayı reddettiğinde, ülke durma noktasına geldi, bu eylem sonucunda ücretli ebeveyn izni ve kadınların siyasi katılımının artırılması da dahil olmak üzere önemli reformlar gerçekleşti.

Dünya Kadınlar Günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1977’de, tarihe 1917 Şubat Devrimi olarak geçen ayaklanmalardan yola çıkarak 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını kabul etmesinden sonra resmiyet kazandı (Fotograf 1).

Türkiye’de 1921 yılında ilk kez “Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmış, takiben 1975 yılına kadar kutlama etkinliklerine izin verilmemiştir. 1975’te “Birleşmiş Milletler Kadın On Yılı” ilan edilmiş, Birleşmiş Milletler üyesi olan Türkiye’de aynı yıl “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapılmıştır. 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra askeri yönetim tarafından yasaklanan kutlamalar, 1984 yılında demokrasiye geçişle birlikte yeniden yapılmaya başlanmıştır. 

1995 yılında Pekin Eylem Platformu, cinsiyet eşitliği için bir plan ortaya koymuştur; dördüncü Dünya Kadın Konferansı, tüm kadın ve kız çocuklarının eşit haklarını elde etmek için şimdiye kadarki en iddialı yol haritasını ortaya koyarak, eylem için on iki kritik alanı özetlemektedir. 2000 yılında Birleşmiş Milletler, 1325 sayılı kararında ilk kez savaşın kadınları farklı şekilde etkilediğini resmen kabul etmiş, kadınların barış ve güvenlik çabalarına katılımını ve liderliğini savunmuştur.

2015 yılında cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının merkezine yerleştirilmiş, dünya liderleri, 2030 yılına kadar küresel ilerleme için bir plan üzerinde anlaşmıştır.  17 sürdürülebilir kalkınma amacının beşincisi “cinsiyet eşitliğine ulaşmaktır ve bu da ekonomiden gıda güvenliğine, sağlığa, iklim eylemine, barışa ve daha fazlasına kadar diğer tüm amaçların başarısının temelini oluşturmaktadır” şeklinde belirtilmiştir.

2017 yılında “MeToo” hareketi ile dünyanın dört bir yanındaki kadınlar şiddet konusundaki sessizliği bozmaya ve hak aramaya başlamışlar, Hindistan’da bir öğrencinin toplu tecavüze uğraması, Latin Amerika’da kadın cinayetleri ve Nijerya’da yaklaşık 280 kız öğrencinin kaçırılması gibi olaylara karşı çok sayıda protesto gösterileri düzenlenmiştir.

2024 yılında Fransa’dan Dominique Pelicot, dokuz yıl boyunca karısına bilgi ve rızası dışında uyuşturucu verip, bilincini kaybetmiş haldeyken onlarca erkeğin tecavüz etmesine zemin hazırlamaktan dava edildiğinde, karısı Gisele Pelicot sessiz kalmayarak davanın kamuya açık görülmesini talep etmiş, utanması gerekenin kendisi değil, düzenin kirli tahakküm ağlarında bir araya gelerek onun fiziki ve manevi varlığına bu şiddeti uygulayan suçlular olduğunu belirterek toplumu değiştirme iradesi ve kararlılığını göstermiş, Gisele’nin cesareti utancı mağdurlardan faillere kaydırmak için küresel bir çağrıya yol açmıştır.  2025’te Fransa rıza esaslı tecavüz yasasını kabul etmiştir.

2026 yılında dijital tacizcilerin gölgelerden çıkmaya zorlanmasına ilişkin adımlar atılmaya başlanmış; kadın hakları örgütleri, yapay zekâ tarafından üretilen deepfake’ler, siber takip ve cinsel istismar da dahil olmak üzere teknolojiyle kolaylaştırılan şiddetin sınırları konusunda çalışmalar yapmaya başlamış, bazı ülkeler dijital şiddeti suç olarak kabul eden yasalar çıkarmaya başlamışlardır.

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, devletlerin çoğunda kadın hakları oldukça sancılı mücadelelerin neticesinde kazanılmıştır. Örneğin İngiltere’de İngiliz kadınlarının politik eylemleri tabandan gelen bir halk hareketine dönüşmüştür. Cinsiyetlerini ve bireyselliklerini ön planda tutarak geliştirdikleri bu hareket yüzyılları aşan bir geçmişe sahiptir.

Türkiye’de kadın hakları kazanımı devlet desteğiyle, “Atatürk’ün ulusal politikası” olarak kısa bir süreçte ortaya çıkmıştır. Bu durum, diğer devletlerden farklı olarak mücadelesiz bir edinim gibi görünse de kazanılan haklar Türk kadınının Kurtuluş Savaşında gösterdiği fedakârlık ve modern bir Türk toplumu oluşturma hedefinin neticesidir. Çünkü milletin yükselişi hedefse, tüm fertlerin ilerlemesi zorunludur. Atatürk “Mümkün müdür, bir camianın yarısı topraklara zincirlere bağlı kaldıkça, diğer kısmı gökyüzüne yükselebilsin. Şüphe yok, gelişmenin adımları iki cins tarafından arkadaşça atılmalı, gelişme ve yenilik alanında birlikte kesin bir tavır almak gereklidir. Böyle olursa devrim başarılı olur” demiştir.

Türkiye’de kadın haklarının yerleşmesinde en önemli zaman dilimi 1920-1935 dönemidir. 1924 yılında eğitimde birliği sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türk kadını eşit eğitim ve her meslekte var olma şansını elde etmiştir. 1926 yılında çıkarılan Türk Medenî Kanunu birden fazla evliliğin önüne geçmiş ve kadına da boşanma hakkı tanımıştır. 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile kadınlara önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma, ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınmış, 1934 yılında kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimde (8 Şubat 1935) 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir (Fotograf 2).

Bu dönemlerde tüm Avrupa Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınlara tanınan hakların yasallaşma sürecine tanıklık etmiştir. “İngiliz kadınları Türk kadınlarından daha mı az değerli” yazan dövizin taşındığı Londra’daki kadınların protesto yürüyüşünde görüldüğü gibi (Fotograf 3), ülkemizdeki kadın haklarına yönelik gelişmeler dünya kadınlarının mücadelesini güçlendirmiştir. Ülkemizde kadın haklarına dair kolaylıkla cümle kuranlara bu fotoğrafa bakmalarını ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük başarısının kadınlara tanınan medeni haklar olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Adalet olmadan haklar sadece sözden ibarettir

Kadın hakları, onları savunamadığımız sürece hiçbir anlam ifade etmez. Adalet olmadan haklar sadece sözden ibarettir. Adaletle haklar güce dönüşür. Cinsiyet eşitliği için adalet sistemleri tüm kadınlar ve kız çocukları için çözüm üretecek şekilde tasarlanmalı ve güncellenmelidir. Bu bağlamda mağdurları cezalandırmak yerine koruyan yasaların (cinsel rızayı açıkça tanımlayan, mağdurları sorgulamak yerine koruyan ve ayrımcılığı ortadan kaldıran), adalet sistemine entegre edilmiş önleme programlarının (kadınların güvenliği ve özerkliği için kritik öneme sahip olan gelir, barınma ve hizmetlere erişimin sağlanması ve şiddet takip sistemi vb), erişilebilir ve uygun fiyatlı adli yardım hizmetlerinin (kadınların ücret, mülkiyet, velayet, tazminat ve korunma hakları) ve haklar ihlal edildiğinde daha fazla zararı önleyen ve iyileşme desteği veren rehabilitasyon hizmetlerinin hayata geçirilmesi önem arz etmektedir.

Kadınlar eğitim, çalışma hakkı, eşit işe eşit ücret ister, kadınlar her türlü şiddetten, tacizden, tecavüzden uzak olmak, evde, işte, dışarda güvende hissetmek, anlaşılmak, saygı görmek ve onuru ile yaşamak ister. Kadınlar şiddete, tecavüze uğradığında bunu tekrar yaşamayacağına inanmak ve adaletin yerini bulacağını görmek ister. Kadınlar erkek için hak-hukuk-adalet ne ise kendisi için de onu ister; kadınlar erkek-kadın fark etmeksizin insan hakkı ne ise onu ister. Türkiye Anayasası’nın 10. maddesi, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” demektedir, kadınlar bunun sözde değil pratikte uygulanmasını ister.

Feminist feminist söylemler

Feminizm, cinsiyetten bağımsız olarak herkesin eşit haklara ve fırsatlara sahip olması gerektiği inancıdır. Feminizmin temel ilkesi cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, ırk, sınıf veya etnik kökenden bağımsız olarak herkes için eşitliktir.

Kadınlar neredeyse iki yüzyıldır eşit haklar, fırsatlar ve özgürlük için mücadele etmektedirler. Oy hakkı savunucularından dijital aktivistlere kadar her nesilde kadınlar sınırları zorlamış, engelleri yıkmış ve geri adım atmayı reddetmiştir.  Her politika değişikliğinin ve yasal zaferin ardında, örgütlenen, protesto eden ve eylem talep eden korkusuz feminist kadınlar vardı.

Kadın hakları konusunda ilerlemeler hala çok yavaş, bugünkü dünya kadınlar ve kız çocukları için hala güvensiz, dengesiz ve kırılgan.  Her 10 dakikada bir kadın kendi ailesinden biri tarafından öldürülmektedir. Kadınların işgücündeki temsili on yıllardır değişmedi. Kadınlar ve kız çocukları iklim değişikliğine en az katkıda bulunuyorlar, ancak en kötü sonuçlarına maruz kalıyorlar. Ve bu hızla, bugün doğan bir kız çocuğu, kadınların parlamentoda erkekler kadar sandalye sahibi olmasından önce 40 yaşına gelmiş olacak.

Gölgelerin ardına sığınmadan, korkmadan, hak arayışından yılmadan uğradığımız, şahit olduğumuz şiddeti dillendirmeliyiz. Utanması gerekenlerin şiddet gören kadın ve kız çocukları değil, bunu gerçekleştirenler olduğunu kendimize hatırlatmalı, utancın mağdurdan faile taraf değiştirmesi için kadın dayanışmasına gönül vermeliyiz.  

1995 yılında dünya liderleri, kadın hakları için cesur hedefler belirleyen çığır açıcı bir plan olan Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu ile cinsiyet eşitliğine bağlılık sözü verdiler. Yirmi yıl sonra, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları 2030 son tarihini belirleyerek bu bağlılığı pekiştirdiler. Cinsiyet eşitliği sözünün yerine getirilmesi için 30 yıl daha bekleyemeyiz. 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü’nde ve her yılın her gününde tüm kadınlar ve kız çocukları için “Kahkaha atan kadın iffetsizdir” diyen politikacıları görmezden gelerek neşemizi bozmadan ve yeri geldiğinde kahkaha da atarak; “6 yaşındaki kız evlenebilir” diyen beyin sisinden müzdarip çağdışı kişileri duymazdan gelerek kadın emeğinin görünür olduğu, ayrımcılığın sona erdiği ve eşit yurttaşlık ilkesinin tam anlamıyla hayata geçtiği bir gelecek için erkeklerle dayanışma içinde mücadeleye devam etmeliyiz.

8 Mart yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda dönüştürücü gücü olan, kararlı ve dirençli kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdüreceği tarihsel bir sorumluluğun ifadesidir. Bireysel ve toplumsal şiddetin izlerini derinden yaşayan, bölgesel sıcak savaş içerisinde savrulan bir ülkede kadına, çocuğa şiddet, kadın hakları, insan hakları konusunda daha yapacak çok şey, söylenecek çok söz var.

Atatürk’ün İzmir’de 31 Ocak 1923’de yaptığı konuşmadan bir bölüm alıntılayarak yazımızı bitirelim. “Bir toplum cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurun sonucudur”.

Mustafa Kemal Atatürk. Söylev. 138, 1952

Sevilay Özer. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin Türk kamuoyundaki yankıları. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 29 (85), 131-168. 2013.

Turhan Feyzioğlu.  Atatürk ve kadın hakları, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 2(2), 588-591. 1986.

https://www.unwomen.org/en/get-involved/international-womens-day

https://www.stgm.org.tr/erkeklerin-yuzde-285ine-gore-kadinlar-siddeti-hak-ediyor

https://www.gazetevatan.com/gundem/utanc-raporu-turkiye-ilk-sirada-1386482

UNFPA “Türkiye’de Çocuk Yaşta Evliliklerin 25 Yılı” Raporu

https://www.unwomen.org/en/resources/gender-snapshot

TÜİK İstatistiklerle Kadın, 2025. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58272

TÜİK İşgücü İstatistikleri, Ocak 2026. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/57983

TÜİK, Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması, 2024. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Turkiye-Kadina-Yonelik-Siddet-Arastirmasi-2024-57940

https://tkdf.org.tr/faaliyetler/2025-yili-kadin-cinayetleri

TÜİK Ulusal Eğitim İstatistikleri, 2024. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53937

Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, Özet Rapor, Ankara 2014. https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/129585/mod_resource/content/0/T%C3%BCrkiyede%20Kad%C4%B1na%20Y%C3%B6nelik%20Aile%20%C4%B0%C3%A7i%20%C5%9Eiddet%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rmas%C4%B12014.pdf

United Nations. No country in the world has reached full legal equality for women and girls. https://www.unwomen.org/en/news-stories/press-release/2026/03/no-country-in-the-world-has-reached-full-legal-equality-for-women-and-girls

Resim 1. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977

Resim 2. Kadınların katıldığı ilk genel seçim, 8 Şubat 1935

Resim 3. “İngiliz kadınları Türk kadınlarından daha mı az değerli” yazan döviz taşıyan İngiliz kadınlar

Kuraklık Kapıda: Su Yönetiminde Ne Yapmalıyız?

Hayat Suyu: Bir Reçete Olarak Su Yönetimi

Yorum Yap Cevabı İptal Et

Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı, e-postamı ve web sitemi bu tarayıcıya kaydedin.

Δdocument.getElementById( "ak_js_1" ).setAttribute( "value", ( new Date() ).getTime() );

Su Üstüne Söylenebilenler

Türkiye İran İlişkilerine Değişik Düşünürlerin Gözünden Hareketle Ahlaki...

Uyuşturucu Batağındaki Gençlerin Suçlusu Kim Ola?

Yoksulluk Tüm Kötülüklerin Anasıdır

Aile Yaşamı Dibe Vurdu

Kusursuz Hayatlar Vitrininde Kendine Şefkat: Sosyal Medya ve...

Acil Durumlara Planlı Olma İle İnsan Psikolojisi Frekansı...

İklim Değişikliği Odağında Türk Tarihi Duruşu ile Güncel...

Okumak, Yazmak Üzerine Bir Değerlendirme

Toplam Ziyaretçi (Tekil Kişi): 2.041.852

Öğretmenini Öldüren Öğrencisi Çıktı için Prof.Dr. Haldun Güner

Öğretmenini Öldüren Öğrencisi Çıktı için HASAN YÜKSEL

Öğretmenini Öldüren Öğrencisi Çıktı için Psikiyatr Dr.Bülent Demirbek

22-28 Nisan Tıbbi Laboratuvar Çalışanları Haftası Üzerine için Alpaslan Öztürk

Öğretmenini Öldüren Öğrencisi Çıktı için Bekir Ceylan

Aşkın Kimyası için Prof.Dr. Rukiye Pınar Bölüktaş

Aşkın Kimyası için Prof.Dr. Rukiye Pınar Bölüktaş

Bir Ramazan’ın Hatırlattıkları için Bünyamin ÇİÇEK

ABD–İran Savaşının Anatomisi: Fosil Çağın Son Büyük Paylaşımı için Yaşar ünal

Bir Çınar Ağacının Hafızası için özcan uğuzkutluk

Ayın Konusu: 2023 Seçim Değerlendirmesi (12)

Ayın Konusu: 2024 Yerel Yönetim Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi (13)

Ayın Konusu: Acil Durumlara Hazırlıklı mıyız? (11)

Ayın Konusu: Adaletin Üstünlüğü (25)

Ayın Konusu: Ahlak, Adalet ve Bilim İlişkisi (14)

Ayın Konusu: Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler (15)

Ayın Konusu: Akademik Yayınlarda Hakemlik (13)

Ayın Konusu: Akademisyenden Üniversite Öğrencilerine Tavsiyeler (22)

Ayın Konusu: Akademisyenlerde Motivasyon Eksikliği (15)

Ayın Konusu: Akademisyenlerin 2023 Seçimine Bakışı (11)

Ayın Konusu: Anayasa Değişikliği (8)

Ayın Konusu: Asistan Eğitimi; Sorunlar – Çözümler (19)

Ayın Konusu: Bilim-Din İlişkisi (18)

Ayın Konusu: Bilim-Siyaset İlişkisi (16)

Ayın Konusu: Bilim, Din, Sanat Dili: Türkçe (13)

Ayın Konusu: Bilinç oluşturmak \ Algı yönetmek (11)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: AHLAK (22)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ (16)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: YALAN (20)

Ayın Konusu: Cezasızlık Algısı (12)

Ayın Konusu: Covid-19 Pandemisinin İnsanlığa Mesajları (32)

Ayın Konusu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (12)

Ayın Konusu: Cumhuriyet ve Demokrasi (17)

Ayın Konusu: Doğrudan Demokrasi (12)

Ayın Konusu: Dünyadaki Siyasi Süreçler ve Türkiye (7)

Ayın Konusu: Enflasyon: Nedenleri ve Çözüm Önerileri (9)

Ayın Konusu: Fikri; Üretme Hakkı ve İfade Hürriyeti (29)

Ayın Konusu: Gelir Dağılımı (14)

Ayın Konusu: Haksız Kazanç (12)

Ayın Konusu: Hegemonya (11)

Ayın Konusu: İklim Değişikliği (11)

Ayın Konusu: İnsanın Çoğaltma ve Biriktirme Tutkusu (17)

Ayın Konusu: İstişare (25)

Ayın Konusu: Kumar – Bahis (9)

Ayın Konusu: Kuraklık: Türkiye’nin Su Yönetiminde Acil Ne Yapılmalı? (6)

Ayın Konusu: Liyakat (36)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunlarımız (5)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: "Geleneksel Din Anlayışı" (7)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Liyakatli İnsan Yetiştirme” (23)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Nüfus Artış Hızı” (5)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Akademisyen? (17)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Anayasa? (12)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Belediye Başkanı? (15)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Eğitim Sistemi? (19)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Üniversite? (41)

Ayın Konusu: NATO (5)

Ayın Konusu: Nisâ Suresi 75. Ayet ve Müslümanlar (9)

Ayın Konusu: Oku’mak-Yaz’mak: Nasıl Anlamalı? (12)

Ayın Konusu: On Emir ve Yahudiler (8)

Ayın Konusu: Sağlık Sistemimizin Değerlendirilmesi (12)

Ayın Konusu: Siyasal Süreçler ve Tövbe (6)

Ayın Konusu: Sosyal Medya (13)

Ayın Konusu: Toplumsal Barışın Tesisi! Ama Nasıl? (18)

Ayın Konusu: Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı (24)

Ayın Konusu: Türkiye ve Bilim (12)

Ayın Konusu: Türkiye'de "Planlama Sistemi": Sorunlar ve Çözüm Önerileri (13)

Ayın Konusu: Türkiye'nin "'İran Siyaset'i" Ne Olmalı? (7)

Ayın Konusu: Türkiye'nin En Temel Sorunu ve Çözüm Önerileri (16)

Ayın Konusu: Üniversitelerimizde İnterdisipliner Çalışma Kültürü (12)

Ayın Konusu: Uyuşturucu Sorunu (14)

Ayın Konusu: Yapay Zeka (13)

Ayın Konusu: Yazarların Gözünden Akademik Akıl Platformu (11)

Ayın Konusu: Yeni Doçentlik Başvuru Şartları (11)

Ayın Konusu: Yenidoğan (Hastane) Çetesi ile İlgili Değerlendirmeler (11)

Güzel Sanatlar ve Tasarım (26)

İktisadi ve İdari Bilimler (150)

İnsan ve Toplum Bilimleri (12)

Sağlık Bilimleri (49)

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bilgi paylaştıkça artar, fikir paylaştıkça gelişir.

Hayat Suyu: Bir Reçete Olarak Su Yönetimi Mart 9, 2026

Hayat Suyu: Bir Reçete Olarak Su Yönetimi

8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Utanç Taraf Değiştirmeli Mart 9, 2026

8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Utanç Taraf Değiştirmeli

Kuraklık Kapıda: Su Yönetiminde Ne Yapmalıyız? Mart 6, 2026

Kuraklık Kapıda: Su Yönetiminde Ne Yapmalıyız?

Öğretmenini Öldüren Öğrencisi Çıktı Mart 5, 2026

Öğretmenini Öldüren Öğrencisi Çıktı

Yazar olarak giriş yapın

Çıkış yapana kadar beni içerde tut.

@2024 - Akademik Akıl Tüm Hakları Saklıdır. Sitede yer alan makaleler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

Bu websitesi kullanıcı deneyimini iyileştirmek için arkaplan datalarını anonim olarak tutmaktadır. Kabul etmek için yandaki butona tıklayabilirsiniz. Kabul Et KVKK Aydınlatma Metni


© Akademik Akıl