menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Son Peygamber Hz. Muhammed

45 0
06.04.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Son Peygamber Hz. Muhammed

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberin sonuncusu olan Hz. Muhammed (sav.), soy olarak Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’e (as.) nispet edilmektedir. İsmaililer diye de anılan ve iki büyük Arap topluluğundan birini teşkil eden Adnânîler’e Arab-ı müsta‘ribe/Araplaşmış Araplar denmektedir. Diğer Arap topluluğu ise, Arab-ı âribe/Asıl Araplar, Kahtânîler’dir. Hz. Muhammed (sav.) soy kütüğü itibariyle yirmi birinci göbekte atası olan Adnan’a dayanmaktadır.[1] Hz. Muhammed (sav.), farklı rivayetler arasında kabul gören kanaate göre Fil Vakasından elli veya elli beş gün sonra Rebîülevvel ayının 12’sinde 20 Nisan 571 Pazartesi günü Adnânîler’in ana yurdu kabul edilen Mekke’de dünyaya gelmiştir.[2] Hz. Muhammed’in (sav.) babası Abdullah b. Abdülmuttaliptir. Annesi ise, Vehb b. Abdümenâf’ın kızı Amine’dir. Hz. Muhammed’in (sav.) hayatı ile ilgili ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır. Bu çalışmamızda Kur’an-ı Kerimde adı geçen peygamberler hakkında bazı bilgileri vermeye çalışıyoruz. Onun için son olarak yer verdiğimiz Hz. Muhammed’in hayatını da kısaca anlatmaya çalışacağız.

Hz. Muhammed (sav.) dünyaya gelmeden önce babası ve o altı yaşlarında iken annesi vefat etmişti. Ardından o, sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalip ona bakmış, onun vefatı üzerine amcası Ebû Talip onu yanına almış ve yirmi beş yaşına varıncaya kadar onun himayesinde kalmıştı. Anlaşıldığına göre annesi Amine Hz. Muhammedi fazla emzirememiştir. Hz. Muhammed’i bir süre Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, daha sonra Hevazin kabilesinden Halime bint Ebu Züeyb emzirmiştir.[3]

Hz. Muhammed yirmi yaşını geçtiği sırada ticarî seyahatlere çıkma teklifleri alıyordu. Bir tüccarın mallarını götürüp başarılı bir sonuç elde edince, yeni teklifler almıştı. Onun Hatice bint Huveylid ile evlenmesi de bu ticarî gelişmelerden sonra gerçekleşmişti. Nesebi önceki kuşaklarda Hz. Muhammed’in nesebiyle birleşen, iki kocadan dul kalmış olup zengin ve soylu bir hanım olan Hatice tavsiye üzerine Hz. Muhammed’e ortaklık teklifinde bulunmuştu. Yapılan anlaşmadan sonra Hz. Muhammed (sav.), Hatice’nin yardımcısı Meysere ile birlikte Suriye’ye gitmiş ve karlı bir yolculuğun ardından Mekke’ye dönmüştü. Neticeden memnun kalan Hatice’nin Hz. Muhammed’e (sav.) güveni artmış ve ardından ona evlenme teklifinde bulunarak onunla evlenmişti.[4] Bu evlilikten Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye ve Ümmi Gülsüm ve Fatıma olmak üzere altı çocuk dünyaya gelmişti. Hz. Muhammed’in (sav.) bir de Mariye’den İbrahim adında bir oğlu olmuştu. Ona göre onun toplam yedi çocuğu dünyaya gelmişti. Erkek çocukları küçük yaşta vefat etmiş, soyu Fatıma aracılığıyla devam etmişti.

Hz. Muhammed (sav.) kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce İbrahim’in (as.) Hanif/tevhit inancına göre ibadet etmiştir. Hz. Aişe (ö. 58/678), vahyin ilk gelişi hakkında şu bilgileri vermiştir: Allah’ın Hz. Muhammed’e (sav.) gönderdiği ilk vahiy, uykuda iken sadık rüya şeklinde başlamıştır. Onun gördüğü her rüya, sabah aydınlığı gibi ortaya çıkardı. Sonra kendisine yalnızlık sevdirilmiş. Ondan sonra Hira dağındaki mağarada ibadete çekilmeye başlamıştır. Azık ihtiyacı olduğu zaman eve gelmiş, azığını almış ve tekrar oraya dönmüştür. Nihayet Hira mağarasında bulunduğu bir sırada kendisine vahiy gelmiştir. Hz. Muhammed’in (sav.) Hira mağarasında bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının son on günü içerisinde bir gece, bazı rivayetlere göre pazartesi günü sabaha karşı Cebrail asli şekliyle gelmiş ve kendisine “Oku” demiştir. O da, “Ben okuma bilmem” diye cevap vermiştir. Melek kendisini alıp sıktıktan sonra tekrar ona “Oku” demiş. Hz. Muhammed (sav.) tekrar “Ben okuma bilmem” cevabını vermiştir. Bir daha melek kendisini sıkmış ve ona “Oku” demiş. Ancak o yine “Ben okuma bilmem” cevabını vermiştir. Melek, üçüncü defa kendisini alıp iyice sıktıktan sonra ona Alak suresinin ilk ayetlerini okumuş ve ardından kendisi de meleğin kendisine okuduğu ayetleri okumuştur. Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’e (sav.) bu şekilde indirilmeye başlamış ve bu süreç, onun vefatına kadar yirmi üç sene sürmüştür.[5]

Bu olay üzerine heyecanlanan Hz. Muhammed (sav.) eve gitmiş, yatağa girerek Hatice’den üstünü örtmesini istemiştir. Uyandıktan sonra başından geçenleri Hatice’ye anlatmış; Hatice, Allah’ın kendisini utandırmayacağını, çünkü onun akrabasını gözettiğini, doğru konuştuğunu, âcizlerin elinden tuttuğunu, yoksullara yardım ettiğini, misafirleri ağırladığını söyleyerek tesellide bulunmuştur. Ardından Hz. Peygamber’i (sav.) kendi amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürmüştür. Hanif dinine/tevhit inancına sahip olan Varaka onu dinledikten sonra kendisine şu anlamda bazı şeyleri söylemiştir: “Müjde sana ya Muhammed! Allah’a yemin ederim ki sen İsa’nın (as.) haber vermiş olduğu son peygambersin. Senin gördüğün melek, Yüce Allah’ın senden önce Musa’ya (as.) göndermiş olduğu Cibril’dir. Keşke genç olsaydım, senin kavminin seni Mekke’den çıkaracakları günlerde sana yardımcı olabilseydim. Bütün peygamberler halkı tarafından düşmanlığa uğramış, eziyet görmüştür.”[6] Hz. Muhammed (sav.) ile Hz. Hatice evlenirken, Hz. Hatice’nin amcazadesi olan Varaka b. Nevfel Hz. Hatice’nin evinde onların nikâhını kıymıştı.[7]

Bir süre vahiy kesilmiş ve ardından dini tebliğ etmeyi, Allah’ı yüceltmeyi ve her türlü pislikten temizlenmeyi emreden ayetler[8] nazil olmuştur. Bu âyetlerde artık ilâhî tebliğleri insanlara ulaştırma zamanının geldiği belirtilmekte, bu görevi ifa ederken Yüce Allah’a güvenmesi istenmekte, ayrıca maddî ve manevi kirlerden uzak durma talimatı verilmekteydi. Hz. Muhammed (sav.) ondan itibaren çevresindeki insanları İslâm’a davet etmeye başlamıştır. Üç yıl kadar gizlice süren bu davet sırasında önce eşi Hz. Hatice, ardından yakın dostu Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali b. Ebu Talip ve Zeyd b. Hârise, kızları Zeynep, Rukiye ve Ümmi Gülsüm Müslüman olmuşlardır. Ardından bu tebliğ açıkça yapılmaya başlamıştır. Bu tebliğ devam ederken, aşağıdaki ayet nazil olmuştur:

                                                                                                          وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ {214}

“En yakınında bulunan akrabanı uyar!”[9]

            Bu emir üzerine Hz. Muhammed (sav.) Mekke’nin fethine kadar yaklaşık yirmi yıl sürecek olan bu çetin mücadeleye yakın akrabalarını bir ziyafete davet etmekle başlamıştı. Onun bu davetine Kureyş’in Hâşim ve Muttaliboğulları’ndan yaklaşık kırk beş kişi katılmıştı. Ancak yemekten sonra amcası Ebû Leheb onun konuşmasına fırsat vermeden söze başlamış ve ona hakaret içeren ifadeler kullanarak davetlilerin dağılmasına sebep olmuştu. Bu sebeple Kur’an’da Ebu Leheb adının geçtiği bir süre nazil olmuş ve karısıyla birlikte cehennemlik olduğu ifade edilmiştir.[10] Ancak Hz. Muhammed her fırsatta İslam dinini tebliğ etmeye devam etmiştir. O, bir gün Safa tepesine çıkarak bütün Mekkelilere İslâmiyet’i tebliğ etmeye karar vermiş ve orada toplananlara, “Ey Kureyşliler! Size şu dağın arkasında bir düşman birliği var desem bana inanır mısınız?” diye sormuş. Onlar da “Evet, senin yalan söylediğini hiç........

© Akademik Akıl