İktisadın Terazisinde Adalet Arayışı
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
İktisadın Terazisinde Adalet Arayışı
Üretim: Hayatın Nefesi, Ekonominin Rüknü
İktisadî hayatın temel rüknü üretimdir. Üretim, üretim, yine üretim… Çünkü üretim olmadan paylaşım olmaz, paylaşım olmadan da adalet kurulmaz. İktisadî hayatta ölçü nettir: “Hak ettiğin senindir, hak etmediğin senin değildir.” Üretimin esas kaynağı fizikî ve zihnî güçtür. Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: «مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ» “Hiç kimse kendi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhârî, Büyû’, 15). Emeğin karşılığı kutsaldır; alın teri kutsaldır. Emeğin doğurganlığı temeldir; sermaye, kristalleşmiş ve kümelenmiş bir emek gibidir.
2. Üretim Faktör Gelirleri: Adalet Terazisi
Sermaye ya rantından kira, ya müteşebbisinden kârla nemalanır. Klasik söylemde üretim faktör gelirleri hâlâ geçerlidir. Terazinin bir köşesine emek, bir köşesine ücret; bir köşesine sermaye, bir köşesine faiz; bir köşesine doğal kaynaklar (akar), bir köşesine rant; bir köşesine müteşebbis (girişimci), bir köşesine de kâr koyulur. Tevhidî bir denge kurulmaya çalışılır. Kadim ilkemiz bu terazinin rotasını belirler: الْخَرَاجُ بِالضَّمَانِ (el-ḫarâcü bi’d-ḍamân – “Kazanç riske katlanmakla meşrudur.”), الرِّبْحُ مَا لَمْ يُضْمَنْ (er-ribḥu mâ lem yuzmen – “Risk üstlenilmeyen kazanç helâl değildir.”), الْوَضِيعَةُ عَلَى قَدْرِ مَالِهِمَا (el-waḍîʿatu ʿalâ qadri mâlihima – “Zarar sermaye oranına göredir.”), وَالرِّبْحُ عَلَى مَا اشْتَرَطَا (er-ribḥu ʿalâ mâ iştaraṭâ – “Kâr ortakların şartlaşmasına göredir.”). Garanti edilen kazanç helâl değildir; çünkü garantili gelir, riski tek tarafa yükler. Bu düzende terazi tek taraflı tavan yaparsa, adalet devrilir.
3. Ribâ: Sosyal Düzenin Düşmanı
Ribâ, sosyal düzene harp ilan etmiş, alın terini gasp etmiş, mağduriyetten ve mazlumiyetten istifade etmiş; “sen çalış ben yiyeyim” diyerek köle düzenini kurmuştur. Kamu ve özel hayata virüs gibi sirayet etmiştir. Desene dünyada para, ahirette iman sözü prim yapmıştır. Kur’ân ticareti helâl, ribâyı haram kılmıştır (Bakara, 275). Ticaret üretkendir; emeğe ve sermayeye dengeli pay verir, paranın akışını hızlandırır, istihdam sağlar. Ribâ ise üretken değildir; tek taraflı çıkar sağlar, emeği dışlar.
4. Paranın Mahiyeti: Mal Mı, Araç Mı, Sembol Mü?
İktisatçılar asırlardır tartışır: Para nedir? Mal mıdır, tedavül aracı mıdır, sembol müdür? “Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar” misali tartışma sürmektedir. Mal, iktisadî bir değeri olan, fiziki varlığı bulunan ya da hukuken korunan her hak olarak tanımlanır. Ancak ne para ne mal kavramı üzerinde ittifak vardır. Kavram dövüşü sürmekte, herkes kendi lügatini yazmaktadır. Lügatle milletin istikameti mi değiştirildi? sorusu hâlâ günceldir.
5. Kavramların Çarpıtılması: Faiz, Fayda, Nema
Yüzyıl önce Türkiye’de “faiz”, Araplarda “fayda”, Mısır’da “fazla”, kimi çevrelerde “nema” denmiş ama Allah (cc) “Ribâ” demiştir. Bu kelimelere yüklenen anlamlar, tarih boyunca kimini Müslüman, kimini kâfir yapmıştır. “İmkân desen Müslüman, olasılık desen kâfir” der gibidir hâl. Faizsiz borç vereceğini söyleyenler çıkmış, ama enflasyonu nereye koyacaklarını unutanlar olmuştur. Kur’an “Paranın satın alma gücünü koruyun.”, “Haksız kazanç batıldır.” ve “Ana sermayeniz sizindir.” (Bakara, 279) buyurarak adaletin ölçüsünü ortaya koymuştur.
6. Ticaretin Ruhu: Risk, Emek Ve Paylaşım
Kur’an, ribâ ile ticaret arasındaki farkı açıkça koymuştur: “اللَّهُ أَحَلَّ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا”“Allah ticareti helâl,........
